🌧️ Haddi Aşmak Ile Ilgili Ayetler
Ancak hac ile ilgili sorumlulukları yerine getirdiğiniz zaman avlanın! Sizi Mescid-i Haram`dan alıkoyanlara olan hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın; erdem ve takvada birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkarca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah`a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun
Âyette “zâlimler” için şefâatçi bulunmayacağı bildirilmişti. Burada konuyu daha da netleştirebilmek için Kur’ân’daki zulm kavramına temas etmemiz yerinde olacaktır: Arapça’da zulm kelimesi “bir şeyi asıl yerine değil de başka bir yere koymak”, “haddi aşmak”, “istikâmetten ve asıl maksattan sapmak
(O gün) Peygamber: “Rabbim! Benim kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi” diyecek.” (25/Furkan, 30) Lâ İlâhe İllallâh’ın ikinci şartı “Tağutu
Bu sebeple gerksiz yere onlara zarar vermek ve onların nesillerini yok etmek, dolaylı olarak insanın kendisine zarar vermesi anlamına gelmektedir. Evreni belli bir düzen ve ahenk içerisinde yaratan Allah, bu düzeni bozmamız konusunda bizi özellikle uyarır. Kur'an'da şöyle buyrulur : " Ölçüde haddi aşmayın
Dinen aşırı gitmek; olması gerekenden fazla zorlamak, fazlasını istemek, sınırları aşmak, haddi bilmemek, hakikati değiştirmeye çalışmak, eziyet ve zulüm üretmek, yanlışa zorlamak, fütursuzca alay etmek ve korkmadan günah işlemektir. Haddi aşmak ise; verilen akıl ve kalp nimetine, iman lütfuna rağmen zalim, cahil ve
MâideSuresi 87-88. Ayet Tefsiri. Müminlere, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için kendilerini ve başkalarını hayatın helâl olan güzelliklerinden mahrum bırakma yoluna girmemeleri çağrısının bu âyette yapılmış olması, 82. âyette kendini ibadete veren hıristiyan din adamlarından olumlu biçimde söz edilmesinin yanlış anlaşılmasını da önlemiş olmaktadır.
Arabuluculuk 2/18- Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler. 2/180- Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde
D0nv2. warning Creating default object from empty value in /home/zehirli/domains/ on line 33. "Kerbela" olayında "Ehli sünnet"in bakışı dinde aşırı gitmek ehli beyt ehli beyti sevmek Ehli Sünnet haddi aşmak islam Kerbela Kerbela olayı Mehmet Oruç müslümanlar peygamber efendimiz Son yıllarda, “Ehli Beyt” ve “Kerbela olayı” geçen hafta olduğu gibi her 10 Muharremde yazılı ve görsel basında geniş yer almaktadır. Haberler objektif olarak değil, tek taraflı olarak verildiğinden şikayetle bu iki konuda, “Ehli sünnet” in “görüşünü” inancını soran okuyucularıma muteber kaynaklarda geçen konu ile ilgili bilgileri sunmak istiyorum. Ehli sünnet İslam büyükleri Ehl-i Beyti sevmenin her mümine farz olduğunu bildirmişlerdir. Bunlarda Resûlullah’ın zerreleri vardır. Onlara kıymet vermek, saygı göstermek her Müslümanın vazîfesidir. Ehl-i Beyt ile ilgili Peygamber efendimiz buyurdu ki “Ehl-i Beytim, yâni evlâdlarım, Nûh aleyhisselâmın gemisi gibidir. Buna binen kurtulur, binmeyen helâk olur.” “Benden sonra size iki emanet bırakıyorum. Bunlara yapışırsanız, yoldan çıkmazsınız. Birisi, ikincisinden daha büyüktür. Biri Allahü teâlânın kitâbı olan Kur’ân-ı kerîmdir ki, gökten yere kadar uzanmış, sağlam bir iptir. İkincisi, Ehl-i Beytimdir. Bunların ikisi birbirinden ayrılmaz. Bunlara uymayan Benim yolumdan ayrılır.” “Sizlere dîn-i İslâmı getirdiğim için, bir karşılık istemiyorum. Yalnız bana yakın olan Ehl-i Beytimi sevmenizi istiyorum.” Devamını oku KUTSALA KARŞI İŞLENEN CİNAYETLER aşırılık dinde aşırı gitmek Ehli Sünnet haddi aşmak ifrat islam itidal üzere olmak Muhammed Emin Gül ölçüyü aşmak orta yol tefrit Dinî anlayış ve yaşantımızda iki tehlikeye dikkat etmek zorundayız. Bu iki tehlikenin birincisi ifrat, diğeri tefrittir. İfrat bir konuda aşırı gitmek, tefrit ise tembellik ve gevşekliktir. Bu iki uç nokta arasında dengede durmak önemli. İşte dinimizin bizden istediği de bu itidal. Yani Ehl-i Sünnet orta yolunun belirlediği ölçülere göre hareket etmek. Her müslüman, dinî yaşantısında iki tehlikeye karşı uyanık olmak zorunda. Birisi ifrat, diğeri de tefrit. İfrat bir konuda aşırı gitmek, haddini aşmak, taşkınlık yapmak anlamına gelir. Tefrit ise bunun tam tersi olan durumdur. Yani tembellik, gevşeklik, gerekeni ihmal etmek veya hiç önem vermemek tefrittir. Kısaca, belirlenen sınırın ötesine geçmek ifrat, gerisinde kalmak tefrittir. ALLAH’IN YÜCELTTİĞİNİ SEVMEK İfrata veya tefrite düşülen konulardan birisi de dinimizin kutsal kabul ettiği varlıkları sevme ve değerlendirme şeklidir. Her varlık, Yüce Allah'a yakınlık derecesi ve O'na bağlılığı ölçüsünde şerefli, kıymetli ve kutsaldır. Devamını oku Sponsorlu bağlantılar Anket
Dinimize ve İslama göre Zulüm Nedir?. Kuranı kerimde en çok geçen kelimelerden biri, zulümdür. Haddi aşmak, işkence, şirk ve cefa vermek anlamlarına gelen zulüm, büyük bir adaletsizlik olarak görülür. Zulüm, sadece şiddet ile ortaya çıkmaz. Bir insanın hakkını yemek, bir insana karşı adaletsizlik yapmak, malını gasp etmek, emanete hıyanetlik yapmak da bir çeşit zulümdür. Allah’ın varlığını ve birliğini tanımamak da zalimlik olarak ifade edilir. Kişi, Allah’ın emirlerini yapmayarak nefsine zulmedici kimse haline dönüşür. Zulüm Nedir? Zulüm Nedir? İslam alimleri, zulmü üç farklı kategoriye ayırmıştır. Bunlardan biri, Allah’a karşı yapılan zulümdür. Bu, şirktir. Lokman süresinde şöyle buyrulur “Şüphesiz ki, şirk büyük bir zulümdür…” Allah’a karşı şirke düşenlerin af edilmez. Onlar, ebedi cehennemdedir. Ölmeden önce tövbe edip, tevhide inanlar müstesna… İkinci zulüm ise, insanın insana karşı işlediği zulümdür. Aslında zulüm denilince akla ilk gelen insanın insana karşı işlediği suçlardır. Adam öldürmek, en büyük zalimliklerden birisidir. Kişilerin şerefi, malı ve canına zarar vermek maksadıyla yapılan fiiller zalimlik olarak değerlendirilir. İslam dini, bu şekilde zarar veren fiillere çok büyük cezalar tayin etmiştir. Üçüncü zulüm çeşidi de, insanın kendi nefsine yaptığı zulümdür. Bu da, Allah’ın emir ve yasaklarını dinlemeyerek ve onun koyduğu sınırları tanımayarak gerçekleşir. Böyle davranmak kişinin imanına zarar verir ve hem dünya hem ahiretine ciddi zararlar verir. Dolayısıyla kişi, nefsine zulmetmiş olur. Mümin kimse, her türlü zalimlikten kaçınan ve kendisini adaletsizlik yapmaktan koruyan kişidir. Bir Müslümanın kişisel menfaat için haksızlık yapması, zulümdür. Yakın akrabayı korumak maksadıyla yapılan yalan şahitlikler, haksızlıklar ve adaletsizlikler de zulmetmedir. Zulüm ile ilgili Ayetler Kötü Ahlak Haksızlık ve zalimlik yapanlara karşın yapılan korumacı yaklaşımlar, birçok insanın vicdanını sızlatan ve rahatsız eden bir durumdur. Hesabın ahrete kalması, zalimlerin bu dünyada hak ettikleri cezaları almamaları, Allah’ın düzeni içerisinde gerçekleşen bir vakıadır. Çünkü Hac süresinin 48. ayetinde şöyle buyrulur ““Nice memleketler vardı ki, zulmedip dururlarken onlara mühlet vermiştim. Sonunda onları yakaladım. Dönüş yalnız banadır…” Allah, zalimlere mühlet verir ve tövbe etmeleri bekler. Ancak hiçbir zaman zalimin yaptığı zulüm yanında kalmaz ve ahrete elim bir azaba çekilir. Bu bakımdan mümin kimsenin “Allah ihmal eder, ihmal etmez” sözünü bilmesi ve bunu dikkate nazara alarak hareket etmesi lazımdır. Bakara Suresi, 54. ayet Hani Musa, kavmine “Ey kavmim, gerçekten siz, buzağıyı inek ilah edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen, kusursuzca Yaratan’a gerçek İlaha tövbe ederek nefislerinizi öldürün. Bu Yaratıcınız indinde sizin için daha hayırlıdır” demişti. Bunun üzerine Allah tövbelerinizi kabul etti. Muhakkak o tövbeleri kabul edendir, esirgeyendir. Bakara Suresi, 57. ayet Bulutları üzerinize gölge kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızk olarak verdiklerimizin temiz olanlardan yiyin dedik. Onlar Bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler. Bakara Suresi, 231. ayet Kadınları boşadığınızda, bekleme iddet sürelerini tamamlamışlarsa, onları ya güzellikle tutun veya güzellikle bırakın. Lakin haklarını ihlal edip zarar vermek için onları yanınızda tutmayın. Kim böyle yaparsa artık o, nefsine zulmetmiş olur. Bakara Suresi, 254. ayet Ey iman edenler, hiçbir alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kafirler… Onlar zulmedenlerdir. Bakara Suresi, 270. ayet Zulmedenlerin yardımcıları yoktur. Bakara Suresi, 279. ayet Böyle yapmazsanız, bunun Allah ve resuluna açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tövbe ederseniz, ana malınız artık sizindir. Böylece Ne zulmetmiş , ne zulme uğratılmış olursunuz. Al-i İmran Suresi, 86. ayet Allah zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez. Al-i İmran Suresi, 117. ayet Allah, onlara zulmetmedi, lakin onlar kendi nefislerine zulmetmektedirler. Nisa Suresi, 10. ayet Doğrusu yetimlerin mallarını zulmederek yiyenler, onlar karınlarına ancak ateş doldururlar, çılgın bir ateşe gireceklerdir. Nisa Suresi, 30. ayet Kim hududu aşarak ve zulüm yaparsa, Biz onu ateşe atacağız. Onu ateşe Allah pek kolaydır. Nisa Suresi, 110. ayet Kim kötülük işler ve nefsine zulmederse, sonra Allah’tan bağışlanma isterse Allah’ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur. En’am Suresi, 129. ayet İşte biz, kazandıkları günah dolayısıyla zalimlerin bir kısmını bir kısmının musallat ederiz. Araf Suresi, 23. ayet Ey Rabbimiz,biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve merhamet etmezsen elbette hüsrana uğrayanlardan olacağız.” Cin Suresi, 15. ayet Zulmedenler ise, onlar da cehennem için odun olmuşlardır. Araştırıldığında pek çok ayet bulunabilir. Şimdilik bu kadar ile iktifa ediyoruz. Zulüm ile ilgili Hadisler Hz. Cafer-i Tayyar Müslümanların ilklerindendir. Müşriklerin zulmünden kaçıp eşiyle birlikte Habeşistan’a hicret etmişlerdi. Habeşistan’da yıllarca kaldılar. Hicretin 7. yılında Medine’ye dönebildiler. Bir gün Resulullah ona Habeşistan’da gördüğü dikkat çeken bir hâdiseyi anlatmasını isteyince şöyle dedi “Bir vakit bir mevkide oturuyorduk. Yaşlıca bir rahibe yanımızdan geçti. Başında da bir su testisi ile yürürken zavallı kadını arkasından biri itti. Kadın dizlerinin üstüne düştü ve başındaki testi de kırıldı. Rahibe ayağa kalktı ve o adama şöyle dedi; “Ey zalim! Gelmiş geçmiş herkesi, insanları Allah bir yere topladığı zaman eller ve ayaklar yaptıklarını itiraf etmeye başladığı ve Allah mazlumun hakkını zalimden almaya başladığında bu durumun nasıl halledildiğini göreceksin!” dedi. Bunu işitince Peygamber Efendimiz tebessüm ederek şöyle dedi. “O kadın doğru söylemiş. Evet, doğru demiş. Zayıfların hakkının zalimlerden alınmadığı bir toplumu Allah nasıl temize çıkarır” İbn-i Mâce Atalarımız “Zalimin zulmü varsa, mazlumun da Allah’ı var” dediklerinde galiba bu duruma işaret etmişlerdir. Allah bizleri zalimlerden, zalim olmaktan ve zulüm ortamında bulunmaktan korusun. Selam ve dua ile… Somuncu Baba kimdir ve kısalarını okumak için burayı tıklayınız. Ezberlenmesi en kolay rızık dualarını okumak için burayı tıkalyınız.
Sayfa İçeriği Haddini Bilmeyenlere Sözler, Haddini Bilmeyenlere Kapak Sözler, Haddini Bilmekle İlgili Resimli Sözler, Resimli Haddini Bil Sözleri, Haddini Aşanlara Kapak Sözler, Haddini Bildiren Sözler, Haddini Bildirmek Sözleri Haddini Bilmeyenlere Sözler Her şeyi bilmene gerek haddini bil yeter. Haddini bilmedikten sonra çok şey bilmek bir şeye yaramaz. Suskunluk kimseyi yanıltmasın, çünkü susan konuşursa kimse kaldıramaz. -William Butler- Haddini bilmeyenlere seslenmek istiyorum “ Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp.” Bir mum kadar ışık veremeyenlerin kendini bir ay kadar parlak sanmasına çok şaşıyorum. Keşke arabalara olduğu gibi bazı haddini bilmeyen insanlar içinde durması gereken yerde durması için kırmızı ışık olsaydı. Paranın insanı adam yaptığı yerde, haddini bilen birini aramak çok yanlış olur. Haddini bilmeyen ne kıymet bilir, ne dostluk. Varsa yoksa kendi bildiği, her şeyi bildiği. Çok fazla şey biliyorsun ama haddini bilmiyorsun. Mevlana’ya sormuşlar; O kadar okursun, o kadar yazarsın, ne bilirsin? Mevlana şu cevabı vermiş; “Haddimi bilirim!” Ha bir fakiri giydirmişsin, ha haddini bilmeyene haddini bildirmişsin. İkisi de aynı sevap. Aslan olunca ormanın kralı olduğunu bilmek gücünü bilmektir. Ama suya girip timsaha kafa tutmaması gerektiğini görmek ise haddini bilmektir. Haddini bilmeyen çok az lafla haddi bildirilir. Not bu servisi ücretsizdir Allah rızası için yapılır. Haddini bilmeyene haddini bildirmek fakire don ve gömlek giydirmekten evladır. –Atasözü- Haddini bilmeyene itina ile haddi bildirilir. İnsan iki şeyi bilmelidir Bir haddini, bir de hesabını. -Mehmet Akif Ersoy- Sen daha kendini bilmiyorsun haddini nasıl bileceksin; sende haklısın. Sana haddini bildirirdim ama sen öğrenmede güçlük, anlamada zorluk çektiğin için boş veriyorum. Bazılarına bildirim gitmiyor her halde haddini bildirdiğim halde yine de hiçbir şey bilmiyormuş gibi yapıyorlar. Haddini bilmeyene haddini bildirmek, öksüze kaftan giydirmekten yeğdir. Her şeyi bilipte haddini bilmeyen insanlar var. Bazı hadsizler var bangır bangır bağırıyor bana haddimi bildirecek kimse yok mu ben hadsizin tekiyim diye. Gerektiğinde keskin konuşacaksın, zira haddini bilmeyen odunlar için keskin balta gerek. Haddini bilmeyen karşısında susmayacaksın, ona haddini bildireceksin çünkü onlar başka dilden anlamazlar. Ya haddini bil, ya da kendini bil. Yoksa önce haddini bildirirler, sonra kişiliğini söndürürler. Haddini bilmeyenler derneği kurulsaydı eminim sen kesin başkan olurdun. Bu konuda çok uzmansın. Sen haddini bilmezsen başkası sana haddini bildirir. Bilmek güzel şeydir hele haddini bilmek çok daha güzeldir. -II. Abdulhamit- Haddini bilmeyene haddini bildirmek, kırk yetimi giydirmek gibidir. -Anonim- Haddini bilmedikten sonra dünyaları bilsen de fayda etmez. Haddini bilmek Kendi değer ve yeteneğini bilmek, üstün görmemek, kendi yapabileceği şeylerin ötesine geçmemek diye tanımlanır bilmem sana bir şey anlattı mı bu tanım. Her ne olursan ol, her ne bilirsen bil, her zaman haddini bileceksin. Bin sene de okusam, ne biliyorsun diye sorsalar bana “haddimi” bilirim derim. -Hz. Mevlana- Mesafe her zaman iyidir. Ne haddini aşan olur, ne de canını sıkan. Haddini bilmek ne kadar güzel bir erdemse, haddini aşana haddini bildirmek de o kadar güzel bir erdemdir. Siz cahilce davranarak günah işleyen, isyanı alışkanlık haline getiren, haddi aşan, ağır-adaletsiz hükümler içeren kurallar koyan bir kavim haline geldiniz diye, sizi, övünç kaynağı Kur’an ile uyarmaktan vaz mı geçelim? -Zuhrûf Suresi 5. Ayet- Haddini aşmamak, kalp kırmamaktır edep. Dedikodudan, haksızlıktan ve ithamdan uzak durmaktır edep. Eyvallah kelimesi üzerine kafa yormaktır. Bilmediğin konuda susmak, bildiğin konuda ahkâm kesmemektir edep. İnsan ayrımı yapmamaktır. Aşırılığa gitmemektir. -Elif Şafak-
“Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.” A’raf 7/55 Dinen haddi aşmak nedir HADDİ AŞMAK VE CEZASI; En Yüce din İslâm’da Cenab-ı Hak bizler için en güzel ve en iyisini buyurmuş, cömertlikte de kötülükte de aşırıya kaçmamamızı, abartı ve gösterişten uzak durmamızı buyurmuştur. Bu haliyle dinimiz tevazu ve hoşluk dinidir. İmani ve ibadeti hatta ahlaki konular içinde hiçbir kul hatasız ve günahsız değildir. Çünkü günlük yaşamda ister istemez küçük günah ve hatalar bizlere mahsustur ve günah işlemek bu yüzden büyük bir yıp değildir. Hatta Yüce Allah bazı zorunlu hallerde men ettiği şeylerin bile yapılmasına rıza göstereceğini bildirmiştir. Sözgelimi haram sayılan etleri yemeyi zorunluluk halinde ama sadece açlık giderecek kadar ve samimiyetle olmak şartıyla yemeyi haram kılmamıştır. Bu haliyle İslam’da bazı zaruretler mahzurları ortadan kaldırır. Haddi aşmamak kaydıyla bazen zaruret miktarınca, yasak bir iş işlenebilir. Burada kilit nokta zorunluluk ve iyi niyettir. Suistimal noktasına gelindiği takdirde ise ceza kaçınılmaz olandır. Kur’an’da; “Cibt”, put, sihirbaz, kâhin, Allah’ın haram kıldığı her şey ve Allah’tan başka tapılan her şey demektir. “Tâğût” ise sözlük anlamıyla haddi aşan demektir. Kur’an’da kullanıldığı şekliyle kelime, “şeytan”, “nefis”, “putlar”, “sihirbaz” gibi çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. Kısaca cibt ve tâğût, insanları azdıran, saptıran şeylerin hepsini ifade eder. Küçük günahları işlemek, hatta haram şeyleri zaruret halinde yemek bile Allah’ın affediciliği ile müsaade alına alınmışken haddi aşmak özellikle haram ve günah konusunda ortaya çıkan en tehlikeli durumlardandır. Haddi aşmak sınırı aşmak, başkasının hak ve sınırını ihlal etmek, kötülükte ısrar etmek ve ileriye gitmek, fenalıkları alışkanlık haline getirmektir ki ilk haddi aşan İblis’tir. Bu nedenle haddi aşmak tagut diye tanımlanmış ve genelleştirilmiştir. “Allah, “Şimdi in aşağı oradan. Çünkü senin orada büyüklük taslamak haddine değil! Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın” dedi.” A’raf 7/13 Haddi aşmak iyilik ve cömertlikte de yalakalık ve gösteriş sınırına yaklaştığı için aynıdır, fenalıkta da. “Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.” A’raf 7/55 “Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun’dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.” Duhan 44/30,31 Yüce Allah küçük ve hatta büyük günahların bir kısmı için tövbe kapısını hep açık tutarken haddi aşmak konusunda azap buyurmaktadır. “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir. Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız. Bu, Allah’a pek kolaydır.” Nisa 4/29,30 “Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu. Ölçüde haddi aşmayın. Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.” Rahman 55/7-9 “Verdikleri sağlam sözü yerine getirmemeleri sebebiyle “Tûr”u üzerlerine kaldırdık ve onlara, “Tevazu ile kapıdan girin” dedik. Yine onlara, “Cumartesi yasakları konusunda haddi aşmayın” dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık. Verdikleri sağlam sözü bozmalarından, Allah’ın âyetlerini inkâr etmelerinden, peygamberleri haksız yere öldürmelerinden ve “kalplerimiz muhafazalıdır” demelerinden dolayı başlarına türlü belâlar verdik. Onların kalpleri muhafazalı değildir, tam aksine inkârları sebebiyle Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar inanmazlar.” Nisa 4/154,155 Haddi aşmak Allah’ın yasaklarına cüretle karşı koymak anlamına geldiği için ve günahtan korkmamak hatta isyan manası taşıdığı için bu işi yapanların Allah’ın rahmetinden nasibi yoktur. “Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve temiz nimetleri kendinize haram etmeyin ve Allah’ın koyduğu sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.” Maide 5/87 Haddi aşmak veya aşmamak nefsin bir zorlamasıdır ve bizler için imtihanın sorularından biridir. “Ey iman edenler! Andolsun, Allah sizleri, ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği avlar ile elbette deneyecek ki, görmediği hâlde kendisinden korkanı ayırıp meydana çıkarsın. Kim bundan bu açıklamadan sonra haddini tecavüz ederse, ona elem dolu bir azap vardır.” Maide 5/94 “Allah dileseydi ortak koşmazlardı. Biz seni onların başına bir bekçi yapmadık. Sen onlara vekil onlardan sorumlu da değilsin. Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir.” En’am 6/107,108 Herşeyi gören, bilen, duyan Allah nefislerin tek sahibi olduğundan haddi aşanları da en iyi bilendir. “Allah, yemek zorunda kaldıklarınız dışında size neleri haram kıldığını tek tek açıklamışken, üzerine adının anıldığı hayvanları yememenizin sebebi nedir. Gerçekten birçokları nefislerinin arzularına uyarak bilmeden halkı saptırıyorlar. Şüphesiz senin Rabbin, haddi aşanları çok iyi bilir.” En’am 6/119 Haddi aşanlar kimdir denildiği zaman cevap yine Kur’an’dadır. Eşcinsellik, hırsızlık, imansızlık, yalancılık, hile, yolsuzluk, hayasızlık, aldatma, zulüm, cinayet gibi fenalıkları yapıp bunlarda sayısal ve nicelik olarak aşırıya gidenlerdir. Yani çok defa tekrar edenler, günahtan çekinmeyenler ve o günahı; zevkle, hayvani duygularla, Allah korkusu olmadan sıradan bir şeymiş gibi hatta işkence boyutuna varacak şekilde işleyenlerdir. “Lût’u da Peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti “Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz? Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” A’raf 7/80,81 “Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz.” Şu’ara 26/165,166 Allah yasaklarına karşı koyanlara bile rahmet ederken haddi aşanlara cehennemi vadetmiştir. Bu dünyada da ahirette de onlara kalıcı azap vardır. “Ey Muhammed! Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar Cumartesi yasağı konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları diğer günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.” A’raf 7/163 “Onlar şöyle dediler “Biz suçlu bir kavme Lût’un kavmine, üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik.” Zariyat 51/32-34 Haddi aşanlar, nefisleri o işi güzel gösterdiğinden, kalpleri mühürlendiğinden ve gözleri kör edildiğinden yaptıklarının çoğu zaman farkında olmazlar ve sakınca görmezler. Oysa Rabbin azabı çetin ve şiddetlidir. “İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş hoş gösterilmiştir.” Yunus 10/12 “Sonra, onun ardından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Fakat onlar önceden yalanlamakta oldukları şeye inanacak değillerdi. İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece mühürleriz.” Yunus 10/74 “Peygamberleri, onlara dedi ki “Biz ancak sizin gibi birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine peygamberlik nimetini bahşeder. Allah’ın izni olmadıkça, bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler.” İbrahim 14711 “Haddi aşan ve Rabbi’nin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır.” Ta’ha 20/127 Helak edilen toplumların helak sebebi ahlaksız veya imansızlık yapmaları kadar bu günah ve isyanlarda aşırıya gitmeleri, haddi aşmalarıdır. “Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Haddi aşanları ise helâk ettik.” En’biya 21/9 İslam dini kolaylıklar dinidir. Eş ve cariyeler konusunda da durum aynıdır. Ama bu kolaylıkların ötesine geçip heves ve arzularına gem vuramayanlar bahsedilen haddi aşanlardandır. “Mü’minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler. Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtı öderler. Onlar ki, ırzlarını korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar. Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır.” Mü’minun 23/1-7 Haddi aşanlara itaat etmemek Allah’ın emridir. Bu madde zulüm ve şirk yolundaki günah batağına düşmüş ve Allah’tan korkmayan münafıkların hepsi için geçerlidir. Allah ile aldatanlar, dinciler, yobazlar, Allah’ın ayetleriyle dalga geçenler, zulmeden ve hak yiyenler, adaletle hükmetmeyenler, dine yalan söyletenler, dini çıkar sağlama aracı görenler hep bu maddedendir. “Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin.” Şu’ara 26/151,152 Şairlere uyanların haddi aşan azgınlar olmasını Peygambere şair yakıştırması yapanları, şiir ile ayetlerle dalga geçenleri, Kur’an’ı uydurma bir edebiyat eseri kabul edenleri, şiir ile bir hakkı bir batılı yeğleyenleri anlamak lazım gelir. Yoksa modern anlamda masum maksatlarla yazılmış şiiri, bir bilim dalı farz edip icrasında sakınca yoktur diye telaki etmek gerekir. Unutulmamalıdır ki ameller niyetlere göredir. Niyet kötüyse ve İslam dini aleyhineyse türü ve adı ne olursa olsun günahtır. “Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar.” Şu’ara 26/224 Haddi aşan kafirler topluluğunun yeri cehennemdir. “Allah, şöyle der “Atın cehenneme, hakka karşı inatçı, hayrı hep engelleyen, haddi aşan şüpheci her kâfiri!” Kaf 50/24,25 Haddi aşan Müslüman biri veya bir topluluk ta olsa diğer mü’minlere düşen mazlumun yanında yer almak ve zulmeden, haddi aşan tarafa pes ettirene kadar saldırmaktır. “Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer Allah’ın emrine dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve onlara adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.” Hucurat 49/9 Haddi aşan kişi ve topluluklar Yüce Allah tarafından malumken diğer kulların ve toplumların hürmetine Kur’an nuru tüm dünyayı aydınlatmaya devam edecektir, etmektedir. Çünkü Allah o haddi aşanlar hakkında kararını zaten çoktan vermiştir. Onları yaşatmaya devam ederken denediği ve imtihan ettiği kullar o haddi aşana isyana dalıp uyacak veya Allah’ı anıp uymayacak olan bireylerdir. “Haddi aşan bir topluluk oldunuz, diye vazgeçip Zikir’le Kur’an’la sizi uyarmaktan geri mi duralım?”Zuhruf 43/5 Her konuda istişare etmek ve yardımlaşmak esasken Yüce Allah kötülükte ve haddi aşmada yardımlaşmamayı emretmektedir. Nefsin, heves ve arzuların kin ve nefret duygusu ile haddi aşmaya, zulme zorladığı insanlar takvadan uzak, düşmanlık üzerine yardımlaşan münafıklardır. “Ey iman edenler! Allah’ın koyduğu din nişanelerine, haram aya , hac kurbanına, bu kurbanlıklara takılı gerdanlıklara ve de Rab’lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ’be’ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda isterseniz avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva Allah’a karşı gelmekten sakınma üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.” Maide 5/2 Son söz; iyilikte yalakalık, riyakârlık, aldatma ve gösteriş boyutunda haddi aşmak güzel bir alışkanlık değildir. Kötülükte ise haddi aşmak isyan etmek, günahta çekince görmemek, İblis gibi Yüce Allah’a karşı gelip O’ndan korkmamaktır. Haddi aşanlara karşı yapılması gereken mazlumun yanında yer almak, haddi aşanlar savaşmaktır. Yok, haddi aşanla veya haddi aşmakla alakalı yardımlaşıldığı anda yapan da yapana destek verip yardım eden de haddi aşan olur ve tümünün yeri cehennemdir. Çünkü Allah küçük, büyük her şeyi affeder. Ama kendisine ortak koşulmasını ve kendisinden korkulmamasını asla affetmez. Sonsöz; hatasız, günahsız kul olmaz. Mesele ibret alıp terketmek, şefaat için tövbe kapısından içeri girebilmektir. Bu yapılmaz ve günahta ısrar edilirse bunun adı artık günah olmaz isyan olur ve Allah’a sadece İblis ve soyu isyan eder. İmanı kaybetmemek için Allah’ın sınırları içinde yaşamak ve haddi aşarak isyana düşmemek gerekir. “Allah, yemek zorunda kaldıklarınız dışında size neleri haram kıldığını tek tek açıklamışken, üzerine adının anıldığı hayvanları yememenizin sebebi nedir. Gerçekten birçokları nefislerinin arzularına uyarak bilmeden halkı saptırıyorlar. Şüphesiz senin Rabbin, haddi aşanları çok iyi bilir.” En’am 6/119
AKLIN İSRAFI Sözleri ve prensipleri, hem kendi hayatında hem de kıyâmete kadar devam edecek olan ümmetinin hayatında fiilen yaşanan Peygamber Efendimiz'in nurlu izinde değil de, akılları vahiy terbiyesi görmemiş, ictimâî nizam ile ahlâk nâmına ortaya koydukları fikirler, çoğunlukla kütüphânelerin tozlu raflarındaki kitaplarda, sırf bir nazariye/teori olarak kalmış filozofların peşine takılıp boşuna yorulmak; aklın isrâfıdır. LİSAN NİMETİNİN İSRAFI Dargın gönülleri barıştırmak, din kardeşliğini kuvvetlendirmek, iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırmak, dâimâ hakkın ve hayrın müdâfii ve sözcüsü olmak yerine, boş ve lâubâli konuşmalar yapmak, gönüllere diken batırmak, en kötüsü de bâtılın, şerrin ve şeytanın avukatlığını yapmak; lisan nîmetinin isrâfıdır. İBADETTE İSRAF İmkân var iken namazı cemaatle kılmamak, onu mecbûriyet savarcasına huşûdan uzak bir şekilde îfâ etmek de, ibadet hayatına âit israflar cümlesindendir. İNSAN İSRAFI Bilmeliyiz ki; ömrü boş geçirmek, yeme-içme ve giyimde haddi aşmak, sıhhati lüzumsuz yerlerde zâyî etmek, tefekkürü rûhânî manzaralara değil de nefsânî vitrinlere yönlendirmek, faydasız ilimle meşgul olmak ve ilmi, nefsânî menfaatlere âlet etmek de birer israftır. Hele eğitimde, evlâtları sırf dünyevî istikbâl kaygılarıyla mânevî terbiyeden mahrum olarak yetiştirmek, israfların en büyüğü olan "insan isrâfı"dır. Zira bu, en büyük hakikate gâfil kalarak ebedî saâdeti isrâf etmektir. RIZIK İSRAFI Bir kimsenin tembellik yaparak rızkını kazanmayı ihmâl etmesi ve etrafına muhtaç hâle düşmesi de bir çeşit israftır. Zira hadîs-i şerîfte "Allah Teâlâ, kulunu helâl peşinde koşmaktan yorulmuş vaziyette görmeyi sever." buyrulmuştur. Süyûtî, el-Câmiu's-Sağîr, I, 65 İNFAK İSRAFI Daha fazla ihtiyaç sahipleri varken, şahsî yakınlık duyduğumuz bir kimseye, ihtiyacından fazlasını vermek de israftır. Bu sebeple muhtaçların ihtiyaç derecelerine göre infakta öncelik sırasını belirlemek zarurîdir. Nitekim Mevlânâ Hazretleri bu hususta şöyle buyurur "Nice servet sahipleri vardır ki, onların lâyık olmayanlara vermemeleri, vermelerinden daha hayırlıdır. Bu yüzden, Allâh'ın verdiği malı, ancak Allâh'ın emrine göre harca! Yersiz infak, âsî bir kölenin, güyâ ihsanda bulunuyorum diye, pâdişâhın malını eşkıyâya dağıtmasına benzer." Haberler Güncel İsraf nedir, kaç çeşit israf vardır? İsraf nasıl önlenir? İsraf ile ilgili ayet ve hadisler
haddi aşmak ile ilgili ayetler