🌛 Avlu Aradan Çok Yıllar Geçti
Oyıl çok bereketli geçmiş yemliğin Memmet her yıla oranla bu yıl biraz daha fazla mahsul almıştı. O küçük gözleri adeta yatağına sığmıyor sevinçten fır fır dönüyordu. O yıl ikisi de orta üçe takanaksız geçti. Ertesi yıl Erdal babası olmadığı için meydanı biraz boş bulup derslerini aksatsa da yine de
Paşanınüç kızı vardı.Bunlardan Gülbahar çok iyi kalpli bir kızdı diğer kardeşlerinden farklı giyinir, halkın arasında dolaşır onlarla muhabbet ederdi Sarayda at meselesi ile en çok ilgilenen Gülbahar olmuştu Atın macerasını zindandaki sofiden öğrendi.Sofiye her gün yemek götürüyor ve ona bir sürü soru soruyordu
Savaşıntüm acı yönlerine şahit bir çocukluk geçiren Jeanne d’Arc, 12 yaşında Tanrının kendisi ile konuştuğunu ve Fransa’nın kurtuluşu için kendini seçtiğini söyledi ve 16 yaşında da Fransa devlet adamlarını buna ikna edip Fransa için savaşmaya başladı. Erkek kılığına girip yanına aldığı askerler ile bir
Çokzaman geçti aradan. Günler, aylar, yıllar girdi aramıza. Ama ben hala bıraktığın haldeyim.
Aradanepey zaman geçti ama sonunda Sevilla'da üç gün daha geçirerek muradıma erdim. Bu sebepten uzun yıllar boyunca krallığın ticaret konusunda tek yetkili limanı burası. Biz bu sene LGBT pride'a denk geldik. Çok coşkulu ve yoğun geçti. Bölgedeki diğer şehirlerden gelen epey fazla sayıda kişi vardı.
Yada vokal yaptığı şarkıcının arkasında kendini farkettirmek için ondan çok çaba gösterir. Şöhrete giden yol taşlıdır, dikenlidir, çeşitli tuzaklarla doludur. Tek şarkıyla şöhret oldu dediklerinizin hayat öyküsüne baktığınızda o şarkıyı yakalayıncaya kadar geçen müthiş bir hayat mücadeleleri vardır.
Amaböylesi çok daha güzel oldu ve size çok yakıştı. Sevgiler, Yelda Dürüşken, 13 Şubat 2008 Çarşamba-----Merhaba Aydin bey, Dun sayfaniza hizli bir bakis attim, simdi biraz daha bakacagim. Cok guzel olmus ellerinize saglik Oldukca emek harcamissiniz. Harika gorunuyor Sevil İnci Cankurt, 15 Şubat 2008 Cuma
dy654. Dizinin orijinalini izlemedim. Seyredenler, “Pek bir uçlarda dolaşıyor, bizde aynısı olmaz” dedi. İlk bölümden sahne anlattılar. Ev ahalisi de izlerken, saç kesme ve tırnak sökme sahnesine; “İçimiz daraldı. Biz izleyemeyeceğiz” dedi ve “Zaten bütün gün sıkıntı, ülke stres bir de böyle bir dizi” diye ekledi. Batılı ülkelerde gündelik sorunlar bizdeki gibi olmayınca ekranda, stresin dibine’ vurabilirsiniz. Ev ahalisinin psikolojisi genel ülke halinin özeti gibi... Duruma rağmen, oyuncu kadrosunun bütünüyle ortaya koydukları, yönetmen Yüksel Aksu’nun performansı ve tabii senaryo danışmada AhmetYurdakul tecrübesi unutulmamalı. Zor bir dizi. Ha dediğinde film çeker gibi ne kadar gider? Bütün mesele bu.8. GÜN’ NE YAPACAK?Epey ses getirdi geçtiğimiz hafta yazdığım 8. Gün’ yazısı... ATV cephesinde bir burukluk vardı, atv’nin izleyici profili’ cümlesine... Her kategoride ziyaret aldıklarını söylediler. Kanalın hâlihazırdaki gösterdiği dizilerle, çok farklı. Bu tarz yapımlara alışkın olmayan bir izleyici profili’ cümlesi daha doğru olurdu. ATV’nin çıkışı riskli ve takdir edilesi bir hamle. Duyumlarım kanalın, dizinin arkasında duracağı yönünde... Gün değişikliği görülmüyor, direnecekler. Bu karar dizinin aleyhine dönecek. Kanal yöneticileri kıpırdanma olacağına inanıyor.SON’ DÜNYA ÇAPINDABir dizinin satışı kadar, format olarak alınıp uyarlamasının’ yapılması daha da önemli. Bunu başaran ve birçok ülkede yapabilen tek dizi Son’. Bizde 25 bölüm yayınlandı ve final yaptı. Bir sezonluktu ve pek anlaşılamadı. Aradan altı yıl geçti hâlâ bu dizi gündemde. El Accidente’ olarak İspanya’da uyarlaması çekildi ve yayında. Amerikan ABC kanalında Runner’ olarak uyarlaması çekildi. Hollanda NP03 kanalında Flights HS 13’ adıyla yayınlandı bir sezon. Batı Avrupa’da uyarlaması yapılan ilk Türk senaryosu’ diye ilan edildi. Hollanda sosyal medyasında en çok konuşulan dizilerden biri oldu. 2017 Uluslararası Format Ödülleri’ne En İyi Yazılmış Format’ Best Scripted Format dalında aday gösterildi. Diğer yeni uygulamaları Rusya’da Channel One ve Almanya’da da bir kanal için gündemde. En zorlu pazarlarda bulunarak senaryosu değerli dizilerimizden biri oldu.
Bir zamanlar hangi yönden gelirseniz gelin karayolunun iki yanını kuşatan yaşlı kavaklıkların arkasına saklanmış iki katlı evleriyle yemyeşil ovayı süslerdi genişledi, ağaçlar kesildi, binalar yükseldi ve sonunda ilçeye tepeden bakanlar, eski Kula'dan geriye hiçbir şey kalmadığını beri yolculuklarımda her seferinde bir başka köşesini keşfettiğim, şirin, eski, rengarenk boyalı evleriyle bana Osmanlı dönemlerindeki mütedeyyin kasabaları anımsatan içine kapalı, Anadolu'nun küçücük bir ilçesi "Yanık ülke" Kula'da, çok eski adıyla Kataketaumene'deyiz bugün... Kula'ya hangi yönden gelirseniz gelin yolun iki yanını kuşatan devasa kavaklıkların arkasında iki katlı evleri hayal meyal görülürdü. Hele yaz bitip de sararan yapraklar, sağa sola savrulmaya da başladığında Kula’da sonbaharı yaşamanın tadına doyum olmazdı… Yıllar geçti aradan, önce ilçeyi süsleyen kavaklıklar yerlerini hızla çok katlı binalara, akaryakıt istasyonlarına, tamirhanelere, otobüs yazıhanelerine, oto komisyoncularına, usta işi derme çatma atölyelere terketti… İlçe İzmir yönüne doğru hızla büyüdü… Sokaklar genişledi, bulvarlar açıldı, ağaçlar kesildi, binalar yükseldi ve sonunda İzmir yönünden gelenler yanardağ kraterlerini geride bırakıp çıktıkları ilçeye tepeden baktıklarında, eski Kula'dan geriye hiçbir şey kalmadığını farkettiler. ÖNCE KAVAKLAR GİTTİ Yıllar geçti aradan, önce ilçeyi süsleyen kavaklıklar yerlerini hızla çok katlı binalara, akaryakıt istasyonlarına, tamirhanelere, otobüs yazıhanelerine, oto komisyoncularına, usta işi derme çatma atölyelere terketti… İlçe İzmir yönüne doğru hızla büyüdü… Sokaklar genişledi, bulvarlar açıldı, ağaçlar kesildi, binalar yükseldi ve sonunda İzmir yönünden gelenler yanardağ kraterlerini geride bırakıp çıktıkları ilçeye tepeden baktıklarında, eski Kula'dan geriye hiçbir şey kalmadığını farkettiler. Kula’nın o tipik Osmanlı dönemi kasabalarını andıran “mütedeyyin yanı” o büyük ilçenin ortalarında bir yerde küçücük kaldı… Son yolculuğumda Kula'nın o eski mahallelerinde dolaştım, evlere, yüzlere, sokaklara baktım. Kula’ya giderken aylardan sonra ilk kez, çayı ile kahvesi ile kekiyle, sık sık arızalanan videosu ile bir otobüs yolculuğunun tadını da çıkardım. Alçalmış kapkara bulutların örttüğü 49 bin nüfuslu ilçede, kış mevsimine rağmen bahar ılıklığındaki havada, ara sıra çiseleyen yağmurla selamlaştım, sonra kasabanın çarşısından içerilere doğru BİN YAPI VAR Araştırmalara göre Kula’da Osmanlı dönemi mimarisinin özelliklerini taşıyan 3 bin yapı var. Bu evlerden 880’i tescilli ve koruma altında. Evlerin restorasyonu pek hızla olmasa da sürüyor. Kula aslında kale içi bir yerleşim. Çünkü bugün bile kullanılan isimler Demircikapı, Seferkapı ilçenin bu özelliğini doğruluyor. Bugün için kale kalıntıları görünmüyorsa da kalenin varlığı açık. Bu nedenle de doku çok sıkışık. Şehir merkezi ve çekirdekler düzlükte yer alıyor. Evler ise çekirdek etrafında mahalle birimleri halinde görülüyor. Sokakların ancak bir yük hayvanının geçebileceği kadar dar oluşu evlerin sokak kenarında sıralar halinde yer alması, meydan olmaması ve yer yer sağlık koşullarına uymayan yerleşimlerin bulunması karakteristik bir kale içi dokusunu oluşturmuş. Sokakların en çok 100 metreden sonra kıvrılma ve kırılması organik dokuyu yaratmış. Kula’da evler iç içe gelecek şekilde sıkı bir doku görünümünde. Hatta evlerin çatıları sokakları örtmüş. Kula sokaklarında yağmurda ıslanma şansınız yok, Kula’da damların altı kuru, gezenlerin de yolu. Kula evleri 18. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetimi altındaki hemen her bölgede karşımıza çıkan ve Türk Evi olarak tanımlanan ahşap evler. Gerek plan, kuruluş ve gerekse ahşap, alçı ve kalem işi gibi zengin sistemleriyle bu dönem Osmanlı Sanatı’nın başarılı örnekleri. 19. Yüzyıl’da devam eden yapı şekliyle Kula İlçesi'nin merkezi tipik bir Osmanlı kent dokusuna sahip. Tarihi Kula evleri genellikle iki katlı ve ahşap. Üst katlar sokağa doğru çıkıntılı olup, kiremitle örtülü çatılar bir saçak ile bitiyor. Bu saçakların alt kısmında süslemeler var. Pencereler tahta kepenkli, iç kısmı avlu ya da bahçe ile bir bütün olup günlük yaşam biçimi ile uyumlu bir KADINA GÖRE Araştırmacıların tespitlerine göre tarihi Kula evlerinin kerpiç dolgulu zemin katı genellikle taş, taşıyıcı sistemi ağaç yapı tekniği ile inşa edilmiş. Alt katları genellikle penceresiz ya da az pencereli. Kula evlerinin hepsinde bir avlu yer alır. Avlu en az 3 metre yükseklikte bir duvar ile çevrili. 18. Yüzyıl ile 19. Yüzyıl'ın ilk yarısına ait örneklerde eve giriş çoğunlukla avludaki çift kanatlı ahşap bir kapı ile sağlanırdı. Zemin katta ahır, kiler, mutfak gibi mekanlar yer alır. Fırın ve tuvalet çoğunlukla avlunun bir köşesinde. Sofalı evlerde tuvalet evin içine alınmış. Kula Evleri büyük aile yapısına ve yaşamın önemli bölümünü evde geçiren kadına göre düzenlenmiş, çünkü Kula'da kadın için günlük yaşam, yazları avluda, bahçede ve hayatta; kışları ise ara katta ya da ikinci katta geçer. Bahçede sebze-meyve yetiştiriliyor. Dolaplar işlevlerine göre yüklük, çubukluk, testilik, peşkirlik, lambalık, tembel deliği gibi adlarla anılıyor. Seki altı yönündeki yüklüklerin yanlarında gözenek denilen kandil şişe ve bunu gibi eşya konulan bezemeli ahşap gözler bulunuyor. Dolapların bazıları tavana kadar uzanıyor. Bazılarının üst korkuluklu asma kat biçiminde. Kula'da bulunduğum birkaç saat içinde kasabanın kalbindeki sokakları tek tek dolaştım, o havayı doyasıya soludum, daracık sokaklarda her biri diğerinden farklı güzellikteki ahşap kapıların açılacağını, avlularından yürüyerek kendi çocukluğumu yaşadığım kasabadaki gibi dedelerimin, anneannemin, babaannemin, şimdi hayatta olmayan teyzelerimin bana gülümseyeceği hissine kapıldım. Evlerin çoğunun ahşap kapıları asma kilitlerle sıkı sıkı kilitlenmişti. Avlularında uçuşan kuşların kanat çırpıntıları dışında hayata dair tek ses yoktu. Kimbilir neler yaşanmış, neler tükenip bitmişti. O güzelim evler gençler için kendilerine bazı aile büyüklerini hatırlatan, tozlanmış acı ya da tatlı anılardan başka hiçbir şey ifade etmiyor şimdi… Güncelleme Tarihi 11 Şubat 2018, 1248
12 Nisan 2018 - 0723 Son Güncelleme 09 Mayıs 2018 - 2015 Magazin 1 Avlu dizisiyle setlere dönen Ceren Moray, eşi ile tanışma hikayesini Instyle dergisine verdiği röportajda anlattı... 2 Ceren Moray geçen yıl eylül ayında Fransız sevgilisi Nico Burn ile Bodrum'da nikah masasına oturdu. 3 Avlu dizisiyle setlere dönen Ceren Moray, eşi ile tanışma hikayesini Instyle dergisine verdiği röportajda anlattı.. 4 'BARCELONA'DA TANIŞTIK, BAVULLARIMI HAVALİMANINDA BIRAKMIŞIM' ""Bercelona’da tanıştık. Turist olarak geldiğimiz bu şehirde geçirecek kısa bir zamanı kalmıştı ikimizin de. 5 "İstanbul’a geri döndüğümde bavullarımı havalimanında bırakmış olduğumu eve gelip de telefonla bu bana bildirildiğinde anladım, o derece akıl yitimi yani..." 6 ""Daha o gün aradı Nico, İstanbul’a geleceğini söyledi. Çok gerildim. O büyünün bozulmasını istemiyordum çünkü…" 7 ""Geldiğinde her ikimiz de nasıl davranacağımızı bilmiyorduk. 8 "Aradan birkaç saat geçti belki Bu kızın peşinden gitmeseydim hayatım nasıl olurdu diye düşünmek benim için çok yorucu’ dedi." 9 ""O gün aşık oldum ben de ona zaten. Sonrasında uzun ve maddi-manevi zorlayıcı bir seyahatler zinciri başladı ikimiz içinde. 10 "Arkasından da evlendik." 11
Yapım Tarihi - 2003 Süre - 003000 Format - Belgesel, Renkli, Türkçe, Betacam Yönetmen - Korkmaz Göçmen Yapımcı - Korkmaz Göçmen Metin Yazarı - Korkmaz Göçmen Kameraman - Mazlum Demirbağ, Volkan Çınar Kurgu - Mustafa Turgut, Haldun Uzunalioğlu, Meltem Ataoğlu Yönetmen Yardımcısı - Köksal Taş Müzik - Dr. Nedim Yıldız Seslendiren - Korkmaz Göçmen, Gülderen Uras Soydaş, Gülden Özel Anneleise Analiza’Inın Türkçe Dublajı - Dış Yayınlar Spikeri Süheyla Korkmaz Caption Kamera - Bülent Mortaş Ses Kayıt - Tuna Ersoy, Hayati Aydın, Tülin Öner Dublaj - Süheyla Korkmaz Özgün Müzik - Dr. Nedim Yıldız Afiş Tasarım - Hayri Çölaşan Günümüzden 10 bin yıl önce Bafa Gölü’nü çevreleyen bugünkü adı Beşparmak Dağları olan antik Latmos Dağlarında yaşayan Anadolu’nun ilk insanları, sığındıkları dağların kovuklarına resimler çizip, boyadılar ve geleceğe ne bıraktıklarını bilemeden bu dünyadan göçüp gittiler. Aradan binlerce yıl geçti... Ve bir gün çok uzaklardan bir kadın geldi. LATMOS’UN SANATÇILARI; İşte bu dağlarda yaşayan Latmos’lu sanatçıların ve 25 yıl boyunca onların izlerini Süren bir arkeolog kadının öyküsünü konu ediyor. LATMOS’UN SANATÇILARI adlı belgeselde Anadolu arkeolojisi için “yüzyılın buluşu” olarak adlandırılan diğer buluşlar da konu ediliyor. YÖNETMENİN NOTU Metin Yazarı; Korkmaz Göçmen Bir zamanlar, bu görkemli dağlarda insanlar yaşadı. Sığındıkları kovuklarda acı tatlı yıllar geçirdiler. Anılarını, kayalara resmettiler. Onlar Latmos'un ilk sakinleri, ilk sanatçılarıydı. LATMOS'UN SANATÇILARI Aradan binlerce yıl geçti... Bir gün çok uzaklardan bir kadın geldi... ANNELEİSE' nın kafa SESİ Türkiye'ye ve Latmos' taki Heraklia' ya ilk kez 1971 yılında geldim. O zaman da Alman Arkeoloji Enstitüsü bursu ile Doğu Akdeniz Bölgesini geziyordum. Bu seyahatim sırasında gördüğüm birçok antik bölge ve yerden en çok Heraklia harabeleri, özellikle de Latmos'un vahşi kayalık arazisi beni oldukça etkiledi. 13 yaşında, daha okul yıllarında iken arkeoloji eğitimi almayı diliyordum. Babamın, "Arkeolojinin Ekmeği olmayan sanat olması gerekçesiyle" karşı çıkmasına rağmen bunu yaptım. Latmos gençliğimde düşlediğim yerdi. Ancak bir gün bu düşün gerçek olacağını hiç düşünmemiştim. SPİKER Anneleise PESCHLOW' un düşü, 1974 yılında gerçekleşir. "İkinci Vatanım" dediği, antik adı Latmos olan Beşparmak Dağların' da ve Heraklia antik kentinde çalışmaya başlar. Önceleri Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Gerda Henkel Vakfı tarafından kısıtlı olanaklarla çalışmalarını sürdürenAnneleise, bir gün Kültür Bakanlığı temsilcisi Arkeolog Murat GÜLYAZ ile karşılaşır. MURAT Anneleise ile karşılaşmamız 1994 yılının sonbaharına rastlar. Bana söylediği ilk söz; "Murat bu dağda yapılacak çok iş var." Biraz korkmuş biraz ürpermiştim. Çünkü bütün haşmetiyle Latmos Dağı karşımda duruyordu. Belki onlarca tehlike bizi beklemekteydi. SPİKER Anneleise ve Murat, Bir zamanlar buralarda yaşamış insanların izinde onları bekleyen sürprizleri bilmeden ama hep ümit ederek yola çıkarlar. MURAT- Önceki anlatımının devamı Sonra başladık yürümeye. Karış, karış her tarafı gezdik. Önümüze gelen herkesle konuştuk. Çobanlarla avcılarla köylülerle kimi zaman dağ köylerinde kalmamız gerekiyordu. Kaldık da. Hem de haftalarca. SPİKER Anneleise' nin hayatını adadığı Latmos Dağları'nda, Ay Tanrıçası Selene ile Çoban Endymion'un aşklarının efsanesi anlatılır. Bir çift atın çektiği gümüş tekerlekli araba üstünde gökleri dolaşan Selene her gece Endymion'u gümüş renkli ışığıyla sarar onunla sevişirmiş. Bulutlu gecelerde Selene ve Endymion birbirlerine hasret kalır, bir sonraki gecenin aydınlık olmasını dilerlermiş. Bir gün, Tanrılar tanrısı Zeus BeşparmakDağları'nın bu yoksul çobanına bir armağan vermeyi düşünmüş ve Endymion'a dileğini sormuş. Endymion, tanrısından Selene'ye sonsuza dek kavuşmak için, sonsuz bir uyku dilemiş. Ve o günden sonra Beşparmak Dağları, ayın gümüş renkli ışığıyla her gece aydınlanır olmuş. Böyle gecelerde muhteşem bir manzara ortaya çıkar. O gün bugündür Söke-Milas arasında yer alan Beşparmak Dağları'nın gündüzleri de geceleri gibi ayrı bir şölen yaşatır insana. Bir zamanlar, Milet, Meus, Pirene, Heraklia gibi antik kentlerin bulunduğu Latmikos Körfezi Roma döneminden itibaren büyük Menderes' in getirmiş olduğu alüvyonlar nedeniyle kapanır ve böylece bugünkü Bafa Gölü ortaya çıkar. Bafa Gölü'nün güney ve doğusunu, üzeri ılgınlar, zeytin ve çam ağaçları ile kaplı Latmos Dağları çevirir. Yaz akşamlarında, gün batımı bir başka güzeldir Bafa' da.. Latmos'un muhteşem siluetinin ardına gizlenen güneşin solgun ışınlarıyla boyadığı dalgaların sesine, pelikanların, karabatakların ve martıların çığlıkları karışır. Bir de ağustos böceklerinin yaygarası... Anneleise ilk çalışmalarını gölün kenarındaki Kapıkırı Köyü'nde yani Heraklia' da başlatır. SPİKER Bu dönemlerde Anneleise kızı Eva' ya rağmen Latmos'ta çalışma isteği uğruna meslektaşı olan kocasından boşanır. O artık aşkı Latmos' ta aramaktadır. Anneleise, Latmos'un eteklerinde binlerce yıl sabırla keşfedilmeyi beklemiş olan Heraklia'yı zamanla tanıyacak, Latmos ise Heraklia' daki gizemlerini ona yavaş yavaş sunacaktır. ANNELEİSE Heraklia bölgesinde yaptığım çalışmalarda çok şanslıydım. Bir keşif diğerini izliyor, sanki biri bir yenisine sebep oluyordu. ANNELEİSE' SESİ 1975 yılında, kuzey yamacında kentin en önemli kutsal alanı ve Athena Tapınağı'nı keşfettik. Ayrıca, İsa' dan önce 2000 yıllının ilk dönemine tarihlenen Kral Antiochos III ve onun Valisi Zeuxis'e ait kral mektupları bulduk. Aynı yıl çevre araştırması sırasında dağlarla aynı adı taşıyan ve Heraklia'dan önceki yerleşim yerine ait antik bir kent olan Latmos'un harabelerini keşfettik. SPİKER Karia'lı Pleistarch, İsa dan önce 1000 yıllarında kurulan Latmos'u yıkar ve halkının Latmikos Körfezi kenarında yeni kurduğu Heraklia' ya taşınmasını ister. Ancak geçmişteki değerlerinden kopamayan halk evlerini bırakmak istemez ve eski kentlerinde uzun yıllar yaşar. ANNELEİSE Şimdi arkaik bir evin girişinde bulunuyoruz Kayadan oyulmuş basamaklar avlu girişine çıkar. Bu da üst kısmı olmayan avlu duvarı. Şimdi evin avlusunda bulunuyoruz. Ev, yamaca dayanmış bir avlu, bir koridordan ve bu koridorun güneyinde ve kuzeyinde iki bağımsız evden oluşuyor. Bu iki evden kuzeydeki daha iyi durumda. Hala bazı duvar parçaları mevcut. Ayrıca ev hem kuzey, hem de batı tarafından kayaya bağlanmış. Batı tarafında Kaya yüzeyinde çatı ve yan kirişlerin delikleri bulunmakta, bunun üzerinden de yağmur oluğu geçmektedir. Bu bizim için önemli. Böylece, bu evin çatısının iki tarafa meyilli olduğunu öğreniyoruz. Odanın girişi güney tarafta; eni dokuz, boyu beş metre. ANNELEİSE Eskiden agoranın bulunduğu Latmos'un merkezindeyiz. 15 m. uzunluğundaki oturma basamakları meydanın batı tarafına doğru uzanıyor. Merdiven önünde bugün Bizans kilisesi kalıntıları ile dolu büyük bir meydan var. Güneydoğuda ise Endymion' un mezarı bulunmakta. ANNELEİSE Bu mağara eski Latmos kentinin belki de en önemli yeridir. Burası Ay Tanrıçası Selene ve genç Çoban Endymion'un karşılaştığı yer olarak tahmin ediliyor. Bu ilişkiden 50 kız çocuğu olduğu söylenir. Daha sonra Latmos'ta yaşayan Hıristiyanlar bölgenin kutsal yerlerinin gücünü sahiplendi ve kendi amaçları için kullandılar. Mağarayı fresklerle süslediler. Latmos'ta bildiğimiz bu en eski fresklerin merkezinde Hz. İsa dünyalar hakimi Pantokrator olarak resmedilmiştir. SPİKER Anneliese, Heraklia Nekrapolünde 2500 adet mezar üzerinde çalışır. Helenistik Döneme ait olan bu mezarlıklara halk, iki şekilde gömülmekteydi. Birincisi ölü yakılarak külleri dikdörtgen mezarların yanıbaşında bulunan yuvarlak çukurlara konulur, diğerlerine ise ölü taş mezara günlük hayatta kullandıkları eşyaları ile birlikte yatırılır, üzerleri yine taş kapakla kapatılırdı. Anneleise bir gün nekrapolde çalışırken Latmos Dağı' nın yamacında çizgi şeklinde bir parlaklık görür. Buraya geldiğinde parlayan şeyin taştan bir yol olduğunu fark eder. Yaptığı araştırma ile, bu yolun Roma Dönemi öncesinde Heraklia'yı, Menderes ve Çine Çayı Vadileri'ne birleştiren büyük bir yol ağının parçası olduğunu ortaya çıkarır. Heraklia ise, ilk gizemi olan, kalbine giden yolu Anneleise' ye böylece açmış olur. ANNELEİSE Böyle bir yol ağının yapımı, Heraklia gibi küçük bir şehrin karşılayamayacağı kadar büyük maddi harcamalara neden olmuş olmalı. Bu nedenle, yolların Pleistarch tarafından yaptırılmış olması yüksek bir olasılık. Pleistarch'e İskenderiye İmparatorluğu'nun bölünmesi sırasında Kariya'nın büyük bölümleri verildi. O da, burada Heraklia' yı kurdu. SPİKER Anneleise, bu yol üzerinde çalışırken daha bir çok bilinmeze ulaşacak, Heraklia'nın O'na sunacağı birbirinden değerli armağanlara kavuşacaktır. Bir gün Anneleise ve Murat günün ilk ışıklarıyla Latmos Dağlarının zirvesine doğru ilerlerken, bilinmeyen antik bir kentin kalesiyle karşılaşırlar. ANNELEİSE Şu anda Bağarcık kalesinin en yüksek noktasında oturuyorum. Buradan Latmos sıradağlarının arka kısmına bakıyoruz. Tam karşımızda kutsal bir dağ olan Tekerlek Dağı'nın kuzeydoğu tarafını görmekteyiz... Büyük olasılıkla kale Heraklia'nın sınır güvenliği için yapılmıştır. Çünkü; Heraklia topraklarının doğu sınırı Bağarcık vadisinden geçerdi. Doğuda ve kuzeydoğuda Alinda ve Amison topraklarına kavuşurdu. Heraklia'nın sınır güvenliği için yapılan bu kalenin antik çağdaki ismini ne yazık ki bilmiyoruz. Ancak Bağarcık kalesiyle sadece Heraklia sınırlarının güvenliği sağlanmıyordu. Burası aynı zamanda kutsal bir yerdi. SPİKER Anneleise'ye göre kentin tarihi 4. yüzyıldan daha eski olamazdı. Peki, burada yaşayan insanlar Tekerlek Dağı'nın büyüleyici manzarası eşliğinde acaba hangi tanrıya tapıyorlardı? ANNELEİSE Şimdi Bağarcık kalesinin açık olan kutsal alanının güney kapısındayız. Kapıdan geçtikten sonra büyük bir alana giriliyordu. Sol taraftaki oturma yerleri taştan örülerek, kuzey yönündeki oturma yerleri ise Kaya oyularak yapılmıştır. Doğu tarafında eskiden sütunlu bir avlu vardı. Şimdi bu sütunların parçaları devrilmiş olarak yatıyor. Oturma yerlerinde yaklaşık 100 kişi yer bulabiliyordu. Bir ruhani grubun güney kapısından geçtiğini, alanda kısa bir süre durduğunu, sonra oturma yerlerine yerleştiğini ve burada kutsal dağ tanrısına tapındıklarını düşünebiliriz. ANNELEİSE Dikilitaş vadisinde, Bağarcık kalesinin alt kısmında, bölge taşlarından yapılmış, küçük bir tapınak bulunur. Taşıyıcı sütunlar hala ayaktadır. Sağındakinin üzerine kalkan, solundakinin üzerine miğfer oyulmuştur. Bu küçük tapınağın önü kutsal dağa doğrudur. Bu tapınağın sahibini, burada tapılan tanrıyı, günümüze kadar bozulmamış kitabeden biliyoruz. Bu taşın üzerinde Dii Akrayu yani dağ zirvesindeki Zeus yazmaktadır. Bu da demek oluyor ki, doğrudan dağ zirvesine yöneltilmiş olan bu küçük tapınak iklim tanrısına adanmıştır. MURAT Latmos Dağları dört tarafındaki metamorfik kayalarla karakterize olur. Bu nedenle tarihsel arazi yok denecek kadar azdır. Bütün bu olumsuzluklara karşı Prehistorik Dönemde önemli bir tapınma merkezi, bunu takip eden Helenistik ve Roma Dönemlerinde ise, önemli bir kavşak nokta. Bizans döneminde ise, keşişlerin sığınma noktası oldu ve çok sayıda manastır inşa ettiler. İşte bu manastırların bir tanesi Stylos manastırı ANNELEİSE 10. yüzyılda Latmos dağlarında yaşayan ruhani kişilerin en ünlüsü Aziz Paul' dür. Ünü bölgenin sınırlarını fazlasıyla aşmıştı. Paul daha hayattayken kutsal biri olarak saygı görürdü. 12 yıl bu mağarada yaşadı ve etrafında birçok kişi topladı. Ölümünden sonra da bu manastırda defnedildi. SPİKER Aradan yıllar geçer. Anneleise, bir gün Latmos'un kalbine giden yolun kenarında beyaz boyalı haç çizimleri görür. Bunlardan daha çok olması gerektiğini düşünerek Murat' la birlikte yollara düşer ve onun müthiş doğasıyla savaşarak günlerce Dere tepe dolaşırlar. Latmos, kalbine giden yola bıraktığı ipuçları ile Anneleise' ya kızından sonra hayatında alacağı en büyük hediyeyi vermeye hazırdır artık. İşte böyle yorucu bir günün sonunda bir köye gelir ve köylüler ile sohbet etmeye başlarlar. Sohbet arasında köylülere kayalara çizili haç resmi görüp görmediklerini sorarlar. Yaşar Beşparmak adlı genç, haç değil ama değişik başka şeyler gördüğünü; isterlerse onları götürebileceğini söyler. Bütün yorgunluklarına rağmen büyük bir merakla Yaşar'ın peşine düşerler. Anneleise ve Murat, gördükleri karşısında öylece donup kalırlar. Latmos'da yaşamın 10000 yıl öncesine uzanan izlerini, Latmos'lu Sanatçıların yaptığı Kaya resimlerini bulmuşlardır. Böylece en değerli hediyesini sunmuş olur. Bu keşif, arkeoloji dünyasını yerinden sarsacak bir buluştur. Artık onlar, meslektaşları arasında gıpta ile anılacak iki arkeologdur. Böylece Latmos, Anneleise'ye en değerli hediyesini sunmuş olur. ANNELEİSE Bu Kaya resmini bize Yaşar Beşparmak 1994 yılında gösterdi. Bu Latmos'ta tanıştığımız ilk prehistorik Kaya resmidir. Karşılaştığımız prehistorik Kaya resimleri ile Latmos'la ilgili araştırmamızda yeni bir sayfa açıldı. SPİKER Anneleise ve Murat, o günden sonra aylarca dağlarda dolaşarak karşılaştıkları çobanlarla, avcılarla, köylülerle konuşup, bu güne dek 250 civarında Kaya resmi bulurlar. ANNELEİSE Latmos dağ tanrılarının kutsal yeri olarak düşündüğümüz Karadere mağarası, etrafı küçük kayalarla çevrili, kuzeybatıda bulunan bir mekandadır. Bu mekanın girişi doğusunda bulunan bir Kaya aralığıdır. Bu mekan yaklaşık 14 metreye 14 metredir. ANNELEİSE Mağara girişi önünde, yerde kase şeklinde yapay bir derinlik vardır. Buradan Latmos'un sıradağlarına baktığımızda, sadece tek zirve görürüz. Bu zirve antik çağda kutsal taş olarak kabul edilen Tekerlek Dağı'dır. Orada yağmur için dua edilirdi yani burası iklim tanrısının oturduğu yerdi. ANNELEİSE Bu mağara ve içerisindeki resimlerin dünyada kıyaslanacak bir eşi daha yoktur. Ana resim 12 figürün toplantısını gösterir. Sağ yanındaki nişte bir on üçüncü figür bunlara katılır. Bu ve resmin sağ kenarındaki figür hariç diğer 12 figürün tamamı önden görünen insan figürüdür. Bu 12 figürden dördüncü, sekizinci ve onuncu figürler büyük vücutları ile diğerlerinden ayrılır. Bu üç figürden muhtemelen dördüncüsü en önemlisidir. Bu figürün başı çember şeklindeki kayanın yıpranmış bir yerine çizilmiş. Dördüncü figür yumruk şeklindeki elini, onuncu figür ise kollarını kaldırmış ve parmaklarını gergin bir şekilde açmış olarak çizilmiş. Latmos' daki Kaya resimleri arasında bu resim tamamen çerçeve dışına çıkar. Bu resim bildiğimiz aile sahnelerini değil, biri hariç hepsi erkek figürlerin toplantısını gösterir. Biz bu resmi geçici olarak Latmos tanrılarının betimlemesi olarak değerlendirdik. SPİKER Yaşamlarını avcılık ve toplayıcılıkla sürdüren Latmos'un ilk sakinleri, bir taraftan korktukları tanrılarını, diğer taraftan da kendilerini taşların kovuklarına resmederek belgelediler. ANNELEİSE Şu anda kayalarla çevrilmiş küçük bir avlunun girişinde duruyorum. Buranın yakınından bir çay akıyor. Suyun sesini duyabiliyoruz. Bu bölgenin adı, Balıktaş'tır. En yakın yerleşim yeri olan Karahayıt köyüne yaklaşık bir saatlik yürüyüş mesafesindedir. Çayda bütün yıl boyunca su bulunur. Bu bölgede 5 adet Kaya resmi bulduk. Bu nedenle Kaya resimleri ve su arasında bir ilişki olmalı. Bulduğumuz beş resmin ikisi çok iyi durumda. Bu iki resimden biri, avlusunda durduğumuz bu yerde, diğeri ise buranın kuzeydoğusunda, yaklaşık 20 metre uzaktadır. ANNELEİSE Bu, Beşparmak'ta, şimdiye kadar bulduğumuz en büyük resimlerden biridir. Doğu ve batı kısmına bölünmüştür. Bu bölünme hem stil hem de renk olarak birbirinden tamamen farklıdır. Bilhassa resmin sağ tarafında bir dizi süslemeler, çizgiler, haç şekilleri, parmak motifleri ve zikzak çizgiler görüyoruz. SPİKER Latmos'un Sanatçıları yörede yaygın olan demir oksit ve hala tanımlayamadığımız bir maddeyi karıştırarak, kırmızı ve sarı renkli boyalar buldular. Şematik ve natüralist stille yaptıkları resimlerde bu boyaları kullandılar. ANNELEİSE Bu Kaya duvarının batı tarafı tamamen boyalıdır. Alt kısımda duvar neredeyse dik olarak aşağı iner ve çok sayıda niş ile son bulur. Bu nişler çeşitli motiflerle süslenmiş. Resmin üst kısmı ve doğu kısmı alt tarafından tamamen farklıdır. Özellikle sağ kısımdaki bu resim ilginçtir. Çünkü; figürler hem kırmızı hem de sarı olarak iki renkte çizilmiş. Bu, kırmızının yanında sarının kullanıldığı, bizim bulabildiğimiz tek resim. SPİKER Anneleise ve Murat Latmos'un insan ayağı değmemiş vahşi doğasında her gün saatlerce dolaşır, buldukları Kaya resimlerini bilimsel olarak tek tek kayıtlara geçirirler. İşte böyle bir günün sonunda uğradıkları bir köy kahvesinde bir köylü onlara bir kayanın yüzeyinde gördüğü işaretlerden söz eder. Ertesi gün, Latmos'un bin metre yukarısında bulunan Suratkaya tepesine geldiklerinde yeni bir sürprizle karşılaşırlar. Latmos, bu kez de, ulaşılması güç tepelerin birinde büyük bir kayanın yüzeyine kazılmış Hitit Kitabesini armağan olarak sunmuş, Annelise'ye en özel gizlerinden birini daha açmıştır. ANNELEİSE Buradaki ilk işaret grubunda "Myra ülkesinin adamı" yazıyor. Şuradaki ülke anlamındaki işaret. Altı hiyeroglif işaretten en büyüğü ve aynı zamanda en önemli olanı Kaya duvarının yaklaşık olarak ortasında bulunur. Sağda ve solda simetrik olarak yerleştirilmiş bu işaret büyük kralın hiyeroglifini gösterir. Alttaki işaret ise, Büyük Kral'ın oğlu Büyük Prensin işaretidir. Ortadaki, büyük prensin adıdır. Bu prensin adı KU hecesi ile başlar. Ortasından çizgi geçen, tırtıl şeklindeki ve yanlarında iki köşe bulunan bu işaret, KU hiyeroglifidir. Kalan diğer işaretler daha tam olarak okunamadı. Ama, büyük bir olasılıkla bunlar KU - Panto Kurunthia' nın işaretleri. Ku - Panto Kurunthia, Hitit' in Büyük Kralı II. Murşili' nin yeğeninin çocuğuydu. Daha sonra kral tarafından Myra Kralı ilan edildi. Bu nedenle, bu işaretin İsa' dan önce 14. yüzyıl sonlarına veya 13. yüzyıl başlarına ait olduğunu biliyoruz. SPİKER Latmos, bu kez de, ulaşılması güç tepelerinin birinde büyük bir kayanın yüzeyine kazılmış Hitit Kitabesini sunar. Böylece, Anneleise'ye en özel gizemlerinden birini daha açmış olur. Latmos'un ona sunduğu bu kitabe, Hititlerin sadece Orta ve Güneydoğu Anadolu'da yerleşmediğini, batıda Ege kıyılarına kadar uzandıklarını da kanıtlamaktadır. Bu buluş arkeoloji tarihinde "Yüzyılın Buluşu" olarak adlandırılır. Günümüzden yaklaşık 10 bin yıl önce yaşayan İlk Latmos'lular, yaşamlarını etkileyen olaylar ve nesneler karşısındaki korkularına kendilerince haklı kılıflar geçirdiler. İyilik ve kötülüğün onlardan geldiğine inandıkları olağanüstü güçlere tanrı dediler. Latmos'un Sanatçıları kendilerine benzediğini düşündükleri tanrılarını, kutsal saydıkları kovuklara resmettiler ve geleceğe ne bıraktıklarını bilemeden bu dünyadan ayrıldılar. Binlerce yıl sonra, onların yerlerini yeni sanatçılar aldı; Latmos'un Sanatçılarının duygularını şimdi onlar yaşıyor. Çok eskinin gizlerini bulmanın mutluluğu ve büyük bir başarı kazanmanın haklı gururu ile... Latmos, zamanın yok edişine direnerek keşfedilmeyi beklerken, gizemlerini asırlarca bağrında sakladı. Ve bir gün çok uzaklardan bir kadın geldi. Bu kadın, Latmos'un gizemlerini geçmişin karanlığından kurtarıp geleceğin aydınlığına kavuşturmak için ömrünü verdi. Çünkü, O Latmos'a aşıktı. ANNELEİSE' nin sesi Latmos hayatımın bir parçası, burada çalışmama izin verilmesinden sonra da ikinci vatanım oldu. Bana hayatımın en önemli iki şeyi ne diye sorsalar; ilk olarak kızım, hemen ardından da Beşparmak Dağları derim. Antik çağdan bir yazıt Latmos'ta 1998'de bulunan yazıt, bölgenin iki önemli kenti arasında yapılan dostluk ve kardeşlik antlaşmasıydı. l998, Ağustos ayı... Prof. Dr. Wolfgang Blüemel ile antik adı Latmos olan Bafa Gölü ve çevresinde epigrafik araştırma yapıyoruz... Epigrafi; arkeolojiye ve tarihe yardımcı olan bilim dalları içinde, geçmişte yaşamış insanların kullandığı ve artık kullanılmayan ölü dilleri, onların bıraktığı yazıtları inceleyerek ortaya çıkaran bilim dalı. Sabah erkenden göl üstündeki adalara giden motorculara, adalarda eski yazılı taş görüp görmediklerini sorduk. Bize bir iki yazıttan söz ettiler. Motorla yazıtları görmek üzere adalara gittik. Öğleye kadar adaları kaplamış çalı çırpı, yılan, çıyan arasında dolaştık. Yayınlanmış birkaç yazıt dışında pek de umduğumuzu bulamadık. Dönüşte biraz dinlenmek, açlık ve susuzluğumuzu gidermek için Kapıkırı köyündeki turistik restoranlardan birine girdik. Prof. Blüemel daha önceki yıllarda da bölgeye pek çok kez araştırma için geldiğini, Latmos yazıtlarının kendisi ve başka araştırmacılarca yayınlandığını, artık yeni bir yazıt bulmanın olanaksız gibi göründüğünü anlatıyordu bana. Yemeklerimizi söyledik. Bu arada restoranı işletenlere de çevrede yazıtlı taşların olup olmadığını soruyordum ben. Servisimizi yapan genç adam Kapıkırı'nda değil de yayla evlerinin birinin kapısı önünde bir su küpünün altında yıllar önce böyle bir taş olduğunu, yerini gösterebileceğini de söyledi. Ve Blüemel'in yanıtı, "bu kadar ortada bulunduğuna göre mutlaka yayınlanmış bir yazıttır" oldu. Ama yine de görmek istedi. Bu kez köyün birkaç kilometre ötesindeki yayla evlerine doğru yöneldik. Restorandaki genç adam tahtadan bir kulübenin önünde bizi durdurdu. Her taraf kapalıydı ve yazıtlı taş ortada yoktu. Çok emin olduğu bir taşın ortada olmaması bizden çok onu üzmüş ve hırslandırmıştı. Kulübenin etrafını dolaştı birden bağırdı- "İçeride içeride!" Pencere aralığından düz bir mermer parçasının duvara yaslanmış olduğunu gördük. "Çok eminim bu o taş" diye ısrar ediyordu. Kulübenin sahibini bulmak için arabaya atladık ve yine köye gittik. Yarım saat sonra kulübe açılmış içeride örümcek ağları arasından yazıtlı taşımız çıkmıştı. Profesör taşa doğru eğildi ve uzun süre o şekilde kaldı. Dikkatini dağıtmamak için uzun süre bekledikten sonra yazıtın ne olduğunu sordum. "Bir anlaşma metni" dedi. Birkaç saat sonra yüzü gülümsüyor ve beni kutluyordu. Yazıtı taşınabilir olmasından dolayı başına bir şey gelmesin düşüncesiyle köy muhtarı ve kulübenin sahibi Ali Rıza Burnak'tan elimizdeki resmi belgeleri göstererek Milas Müzesi'ne götürmek üzere aldık. Bölge tarihiyle ilgili son derece önemli açıklamalarda bulunan bu yazıt İS 2-3 yy'a ait, bölgenin iki önemli kenti arasında yapılmış bir dostluk ve kardeşlik anlaşmasıydı. Çok az bir bölümü kaybolmuş olan yazıtta Latmos ve Pidasa kentlerinin dini törenlerden, kız alıp vermeye ve mal mülk edinmeye ve savaşlarda ortak hareket edeceklerine dair konular ayrıntıyla yer almaktaydı. Bu açıklamalar Antik Karia bölgesinin tarihine yeni bir ışık tutuyordu. Bu nedenle, yazıt son yıllarda bölgede bulunan en önemli yazıttı. İlk üç satırı ve son satırlarının kırık olmasına rağmen son derece iyi durumdaydı. Prof. Dr. Wolgang Blüemel yazıtı Epigraphica Anatolica adlı dergide 1998 yılının son aylarında yayınladı ve yazıtın Türkçe'ye çevrilmiş bir metnini sizler için gönderdi. "Şehir dirlik ve Düzen içinde yaşasın diye görevliler kurban bayramı düzenlemeliler; bundan başka halen mevcut olan mahalle örgütünün yanı sıra yeni mahalle örgütü oluşturulmalı ve bu Asandris adını taşımalıdır. Bu örgütlenmenin içinde kura çekme yöntemiyle hem Latmos'ta ve hem de Pidasa'da bulunan mahalle örgütü temsilcileri ve dostluk dernekleri temsilcileri yer almalıdırlar; fakat geri kalan Pidasa vatandaşları kura çekme yöntemiyle olabildiğince eşit sayıda halen mevcut olan diğer mahalle örgütlerine dağıtılmalıdır. Bu şekilde paylaştırılmış olan Pidasalılar tüm dini tapınım törenlerine katılma hakkına, dostluk derneği üyeleri olanlar dostluk haklarına, mahalle örgütleri, bunların daha önceden sahip oldukları haklara sahip olmalıdırlar; Pidasa ve Latmosluların kutsal yasalar ve diğer nedenlerle hak ettikleri gelirler ortak mal olmalı ve ayrı bir mülk ya da gelir sahibi olmak her iki şehre de yasaklanmalıdır ve her iki şehrin şimdiye dek Dios ayına kadar mevcut olan borçlarını kendileri ödemeliler. Latmoslular Pidasalılara bir yıl yetecek kadar konut ve ahır tahsis etmeliler ve aralarında evlenme yoluyla akrabalık tesis etmeleri için, hiçbir Latmoslu bir başka Latmosluya kızını vermemeli veya bir Latmosludan kız almamalı ve hiçbir Pidasalı bir Pidasalıya da kız vermemeli veya almamalı, altı yıl süreyle Latmoslu Pidasalıya ve Pidasalı Latmosluya kız verip almalı ve tüm yönetim kurumları Pidasa ve Latmoslulardan oluşturulmalı ve Pidasalılara belediye arazisi dahilinde istedikleri yerde konutlar inşa etmelerine ve Pidasalılar arasından Latmosluların önereceği 100 yetişkin erkek ve Latmoslulardan Pidasalıların önereceği 200 yetişkin erkek, bir boğa ve bir erkek domuz üzerine agorada bu halk meclisi kararına ve bu devletsel oluşuma sadık kalacaklarına dair yemin etmelidirler ve bu karar taştan steller üzerine yazılıp bunlardan biri Zeus Labraundos kutsal alanına ve biri de Latmos'taki Athena kutsal alanına yollanmalı ve adanmalı ve Aropos döneminde görevlendirilmiş olan memurlar bu hususun gerçekleştirilmesini sağlamalıdırlar. Latmosluların etmesi gereken yemin- "Zeus Ge Helios Poseidon Athena Areia ve Koç koruyan =Artemis ve diğer tanrılar üzerine yemin ediyorum ki; Pidasalılarla birlikte vatandaş olarak yaşayacağım" Kaynak Gezi Dergisi Belgeselin Yayın Tarihi - 5 Ocak 2004 Bafa Gölü ve çevresindeki dağlarda 20 gün süre ile çekimleri yapılan belgeselin tekrar yayını ise- 10 Ocak günü yine TRT-2’de saat 1110’ da, 11 ocak günü ise TRT-INT kanalında gece 0030’da yayınlanacak. Kaynak Korkmaz Göçmen TRT Radyo Televizyon Dergisi Ocak 2004 Sayı 176 Sayfa 41
Kaç yıl geçti aradan sizce ne anlama geliyor yada size neyi çağrıştırıyor? Yorumlar tuvanna21 Aralık 2011 Çarşamba 023309 Roza12 Kasım 2011 Cumartesi 125236 Henüz geçmedi ama geçecekk çooookkk geçecekkkk Yıl değil gün geçmedi ki daha... tuvanna10 Kasım 2011 Perşembe 152535 sahi kaç yıl ? Angie4 Ekim 2011 Salı 191512 Doğrudan Sezen şarkısı geliyor aklıma başka bir şey değil yani. ' su '20 Şubat 2009 Cuma 133729 30. EDA GÖK28 Aralık 2008 Pazar 030832 geçsin bitsin artık bu yıllar...vay be nasıl gectı o yıllar .... Kaç yıl geçti aradan ayrı ayrıBitsin artık bu hasret buluşalım gayrı
avlu aradan çok yıllar geçti