🕺 Biyolojiye Katkısı Olan Türk Bilim Adamları
Moderncoğrafyanın kurulmasında katkısı olan bilim adamları, eserleri ve hayatları nelerdir? cografya proje ödevim. Idea question from @Berdan36kars - İlkokul - Coğrafya
Bilimadamları, kanserin kimyasallardan, radyasyondan ve virüslerden kaynaklanabileceğini ve bazen kanserin ailelerde tükendiğini biliyorlardı. Fakat DNA ve genlerin anlaşılması arttıkça, bunun kimyasalların ve radyasyonun DNA'ya zararı olduğunu ya da sıklıkla kanser gelişimine neden olan virüslerin yeni DNA sekanslarını
Günümüzmedeniyetinin oluşmasına katkısı olan Türk-İslam bilim insanlarından bildiklerinizi söyleyiniz. konusu ile ilgili kısaca bir yazı örneği ; Cevap : Harezmî : Matematik alandın da çalışmalar yaparak matematiğin temellerini atmıştır.
Curiosity projesinde katkısı olan Türk mühendis: Behçet Açıkmeşe. Yurt dışındaki başarılı Türk bilim adamlarının sayısı her geçen gün artıyor. NASA tarafından 'Mars Scince Laboratory Projesi' kapsamında 5 Ağustos 2012 tarihinde Mars'a indirilen 'Curiosity' isimli insansız bilgi toplama aracının güdüm ve kontrol
Türkiyede yaşamış ve teknolojiye katkısı olan bilim adamları - Mynet Cevaplar Görüşleriniz başkaları için çok değerli Mynet Cevaplar bilgiye ulaşmanın ve paylaşmanın yeni adresidir.
bilim adamları: Ali Kuşçu 1403 yılında semerkant 'da doğmuştur.türk yada fars olduğunda dair iddalar mevcuttur.kuşçu lakabıyla meşhur olmuştur. küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiyle ilgi duyan ali kuşçu'nun ilgi alanları şunlardır:astronom,matematikçi,ve dil bilimcidir. fatih sultan mehmed'in emriyle büyük bir törenle karşılaşan ali kuççu ayasofya
BiyolojiyeKatkı Sağlayan Bilim Adamları ? Soru. Biyolojiye Katkı Sağlayan Bilim Adamları ? 0. Türk Edebiyatı ( 1 Soru) Türkçe ( 4 Sorular)
9h7DYtR. Ezgi KILIÇ - İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Moleküler Biyoloji ve GenetikNesillerin evrimleşmesinin bilimsel olarak açıklanması ve evrimin mekanizmalarının anlaşılmasının kabulünün temeli 1859’a, yani Charles Darwin’in “Türlerin Kökeni” adlı kitabının yayınlanmasına dayanıyor. Evrimsel biyolojinin temelini atan bu eserin üzerine evrimin izleri ve canlılığa sunduklarını anlamak, bilim insanlarının yaptığı keşiflerle daha anlamlı bir hal kazandı. İlk canlılardan günümüze gelene kadar yeryüzünde yaşamış olan organizmaları, bu organizmaların birbirleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim insanları yaptıkları önemli keşiflerle evrime ışık Nedir?Paleontoloji, organizmalardan geriye kalan fosillerin incelenmesiyle yeryüzü yaşamının biyolojik çeşitliliği, evrimsel süreci ya da daha basit bir deyişle geçmişini araştıran bir bilim dalıdır. Kelime olarak Yunancada “Paleos-onto-logos” sözcüklerinden türetilmiştir ve “Eski Varlıklar Bilimi” anlamına gelmektedir. Biyoloji, Ekoloji, Coğrafya, Tarihsel Jeoloji, Klimatoloji ve Sedimantoloji gibi birçok bilim dalı ile yakından ilişkili olan paleontoloji, jeolojinin bir alt bilim dalıdır. Temel konusu milyarlarca yıllık organizmaların tanımlanması, soy ağaçlarının belirlenmesi ve evrimsel değişim ve dönüşümlerinin saptanmasıdır. Geçmiş yaşamın kalıntılarıyla ve kayıtlarıyla yakından ilgilendiği için biyoloji ve jeoloji arasında kalmış gibi görünse de ana kanıt kaynağı öncelikle kayalardaki fosillerdir.[1]Yerküre tarihinin kanıtlarını oluşturan fosiller, hemen hemen tüm organizmaların evrimsel tarihi için tek doğrudan kanıttır. Bu sebeple tıptan ekolojiye kadar birçok alanda evrim anlayışı için çok önemlidir. Fosil, temelde geçmiş bir çağda yaşamış herhangi bir organizmanın izidir. Bu iz bir saç teli, bir kafatası kemiği, bir diş, bir mikrobun bir taşta bıraktığı iz, bir iskelet veya bir kabuk olabilir. Paleontologlar yani paleontoloji ile uğraşan bilim insanları, bu izlerin sahipleri olan organizmaların yaşları, şekilleri, ortaya çıkışları gibi bilgileri ortaya çıkarır ve evrimleşme sürecini Çağ Paleontolojisinden Bazı İsimlerŞekil 1 Georges Cuvier 1769-1832 [9]Fransız doğabilimci Georges Cuvier 1769-1832, paleontoloji bilimine katkılarıyla bilinen, 19. yüzyılın önemli figürlerinden biriydi. 1813 yılında yayınladığı Yeryüzü Teorisi makalesi Essay on the Theory of Earth ile dönemin bilim insanları tarafından tartışmalı bir konu olarak kabul edilen “nesli tükenen canlılar” konusunda geçmişte yaşanan felaketlerin türleri yok ettiği görüşünü öne sürdü. Bu görüş, onu 19. yüzyılın jeolojide yaşanan felaketler gerçeğinin savunucusu yaptı.[2] Paleontoloji çalışmalarında kullandığı, canlı omurgalı hayvanları fosillerle karşılaştırması anatomi çalışmaları için de önemli sonuçlar doğurdu. Öyle ki, fosilleri de canlı türleriyle beraber sınıflandırmasına dahil ederek Linna taksonomisini genişletti.[2] Bu çalışmaları sayesinde “omurgalı paleontolojisi”nin temelleri atılmış oldu. Cuvier, bu çalışmaları yaparken döneminin çağdaşlarından Jean-Baptiste Lamarck’ın öne sürdüğü evrim teorilerini eleştiriyordu. Çünkü fosiller konusundaki deneyimine göre, bir fosil formu kademeli olaral farklı bir fosil formuna dönüşmüyordu. Örneğin, Mısır’da mumyalanmış kedilerin günümüzdeki kedilerle aynı anatomiye sahip olması onun için türlerin sabitliliği fikrini destekleyici bir delildi. Lamarck’ın aksine Cuvier, evrimleşmenin türlerin yok olmasını önleyen bir mekanizma olmadığını ve ancak yeryüzünde yaşanan felaketlerin türleri yok edeceğini ve yeni yaratılışları doğuracağını savundu. Amacı, kullandığı karşılaştırmalı anatomi ilkelerine dayanarak doğru bir sınıflandırma yapmaktı.[3] Döneminin evrim teorilerini eleştiren bir bilim insanı olsa da, Cuvier fosiller üzerine ve fosillerle gerçekşleştirdiği çalışmalarıyla paleontoloji bilimine büyük katkı sağladı ve gelecek nesiller için paleontoloji temelleri attı. Şekil 2 Solda Richard Owen, yanında dev bir moa iskeleti.[10]İngiliz biyolog, paleontolog ve karşılaştırmalı anatomist Richard Owen1804 - 1892, omurgalı paleontolojisinin öncüsü Cuvier’ın izinden gitti. Hem mevcut formlara hem de soyu tükenmiş türlerin kalıntılarına ilgiliydi. İlk yayınlanma tarihi 1840 olan Odontografi’de, mevcut ve fosil omurgalıların dişlerinin fizyolojilerinin inceledi, tartıştı; balıkların, sürüngenlerin ve memelilerin diş sistemlerini anlattı.[4] Bu çalışmasında kendi çizimleri de yer alıyordu. Diş yapısı son derece karışık olan nesli tükenmiş bir hayvana “Labyrinthodontia” adını verdi ve yapısını keşfetti. Bunların yanı sıra, büyük mezozoik kara sürüngenleri hakkında ilk önemli çalışmasını yayınladı. Yunancada “korkunç/güçlü kertenkele” anlamına gelen “Dinozor Dinosauria” [5] adını önerdiği ve sürüngenlerin ayrı bir kabilesini veya alt sırasını oluşturmak için yeterli bir zemin olarak kabul edilecek bu soyu tükenmiş formların iskeletleri ile büyük çalışmalara imza attı. İngiliz doğa tarihi sanatçısı ve heykeltıraş Benjamin W. Hawkins ile birlikte, ilk gerçek boyutlu dinozor heykellerini kendi tasvirleriyle yaptı. 1848 yılında üzerinde çalıştığı fosil kalıntılarıyla, Toynaklılar Ungulata takımını tek parmaklı Perissodactyla ve çift parmaklı Artiodactyla olmak üzere isimlendiren ve gruplandırmasını yapan ilk isimdi. Owen, yaşadığı dönemde İngiltere’nin paleontolojisinde ilk otorite olmuştu.[6] Yeni Zelanda ve Avusturalya gibi farklı ülkelerden de fosil kalıntıları incelenmesi için artık İngiltere’ye, yani Owen’a gönderiliyordu. Şekil 3 Jack Horner, 8 Kasım 2015 Minnesota, ABD.[11]Amerikalı paleontolog John Robert Jack Horner 15 Haziran 1946 - , Maiasaura “iyi anne kertenkele” anlamında adını verdiği ve yaklaşık olarak milyon yıl önce yaşamış büyük otçul dinozoru tanımlayan isimdir.[7] İlk olarak 1978 yılında Laurie Trexlerbir kadın fosil avcısı tarafından bir kafatası kemiği bulunan bu dinozorun yeni bir türün holotipi* olarak tanımlanması ise Horner ve Robert Makela tarafından yapıldı. Horner, paleontoloji topluluğu içerisinde en çok dinozor büyüme araştırmaları ile “dinozorların yavrularının bakımını yaptığı” tezini öne sürdü ve bu düşüncesinin ilk açık kanıtını sağladı. Özellikle Fransız dinozor histoloğu Armand de Ricqlès23 Aralık 1938 ile birlikte dinozorların gelişmesi ve büyümesi konularında çok sayıda makale yayınlamıştır. 2000 yılında liderliğini üstlendiği ekibiyle birlikte çıktığı keşiflerde, bilinen en büyük rex örneklerinden olan Sue adı verilmiş dinozor örneğinden 8 tane daha keşfetmişlerdi. Bu fosillerden bir tanesi önceki örneklerden neredeyse %10 daha büyüktü ve ağırlığı 10-13 ton civarıydı.[8] Paleontolojik keşiflerinin yanı sıra tüm Jurassic Park filmleri için teknik danışmanlık görevi üstlendi. Omurgalı Paleontoloji Derneği tarafından 2013 yılında layık görüldüğü Romer-Simpson ödülü, bir paleontologun alabileceği en büyük onur ödülü idi.*holotip Tip serideki örneklerden üzerinde ilk kez tanımın yapıldığı örnek veya indikasyonla tanımın dayandırıldığı nominal taksona ait Ne Yapmıştı?Charles Darwin 1809-1882, evrimi ilk düşünen kişi olmadığı halde evrim düşüncesine sunduğu kanıtlar sayesinde katkı sağlamıştır. Paleontolojinin evrimi, evrimin de paleontolojiyi iyi yönde etkilediğini ve bu konularda yapılan çalışmaların iç içe olduğunu gördüğümüz Türlerin Kökeni, o güne kadar yapılmış jeoloji çalışmalarında canlıların evriminde bir çığır açmıştır. Darwin, fosillerin ve fosiller üzerine araştırmaların evrimin gerçekleştiğine dair kanıt sunduklarını biliyordu. Döneminde yapılmış fosil araştırmalarıyla evrimin gerçekleştiğine emin olmuş; ardından ise evrimin nasıl gerçekleştiğine yanıt McGraw-Hill Encyclopedia of Science & Technology 2002. 9. baskı. McGraw-Hill. ISBN Faria, F. 2011. Georges Cuvier and the first paradigm of paleontology Georges Cuvier et le premier paradigme de la palèontologie Reveu de Palèobiologie. 32 2 ISSN 0253-67303 Coleman, W. 1964. Georges Cuvier, Zoologist A Study in the History of Evolution Theory s. 141-169 Cambridge, Massachusetts Harvard University Owen, R. 1840-1845. Odontography; or, a Treatise on the Comparative Anatomy of the Teeth. Their Physiological Relations, Mode of Development, and Microscopic Structure, in the Vertebrate Animals. London Hippolyte Owen, R. 1841. Report on British fossil reptiles. PartII. Report of the Eleventh Meeting of the British Association for the Advancement of Science Held at Plymouth in July 1841. s. 60-204 London John Murray, Albemarle Vickers-Rich, P. 1993. Wildlife of Gondwana. NSW Reed. Bloomington Indiana University Horner, J. R., Schmitt, J. G., Jackson, F., & Hanna, R. 2001. Bones and rocks of the Upper Cretaceous Two Medicine-Judith River clastic wedge complex, Montana. In Field trip guidebook, Society of Vertebrate Paleontology 61st Annual Meeting Mesozoic and Cenozoic Paleontology in the Western Plains and Rocky Mountains. Museum of the Rockies Occasional Paper 3. Baskı, s. 3-14.8 Sogard, Melissa 2007. "John R. "Jack" Horner, Paleontologist". Fact Monster Database. Pearson Education, Inc. Yeniden yazılma 8 Şubat 20119Görsel1,Erişimadresi Görsel 2, Erişim adresi
Eğitim Öğretim İle İlgili Belgeler > Konu Anlatımlı Dersler > Fen Bilimleri Konu Anlatımı > Bilim, Bilim Adamları, Hayatları, Buluşları CARL LİNNAEUS, HAYATI, BİLİME KATKILARI BİLİM, BİLİM ADAMLARI, BULUŞLAR, TARİHLERİ, BİLİM ADAMLARININ HAYATI, BİLİME KATKILARI FEN BİLİMLERİ KONU ANLATIMI Carl Linnaeus sonra Carl von Linné, Latince yazılı kitaplarda Carolus Linnaeus 23 Mayıs 1707 Råshult'da doğdu Stenbrohult, Güney İsveç, 10 Ocak 1778 Uppsala'da öldü; İsveçli biyolog, hekim ve fizikçi. Linnaeus, biyoloji ve botanikte sınıflandırma esasını getirmiş, bütün canlıları bir cetvelde göstermiştir. Onun bu metodu, bugün de kullanılmaktadır. Linnaeus, bitki ve hayvanlarda ikili isimlendirmeyi başlatmıştır. Bu sistemde Latince veya Yunanca bir isimden sonra özel bir ikinci isim gelmektedir. Bitkiler için yaptığı sınıflandırma ile, o güne kadar tarif edilemeyen bazı bitkiler, kolaylıkla tarif edilebildi. Bitki ve hayvanları, iç bünyelerinin benzerliğine göre cins cins gruplandırdı. Botanik ve zoolojide bugün de kısmen kullanılan terminolojiyi isimlendirmeyi başlattı. Bilimsel Eserleri •Species Plantarum Bitki Türleri “BİLİM, BİLİM ADAMLARI, HAYATLARI, BULUŞLARI” SAYFASINA GERİ DÖNMEK İÇİN >>>TIKLAYIN>>TIKLAYIN>>TIKLAYIN>>TIKLAYINYorumu şahane bir site burayı sevdimm ->Yazan Buse. Er 8. **Yorum** ->Yorumu SIZIN SAYENIZDE YÜKSEK BIR NOT ALDIM SIZE TESSEKÜR EDIYORUM... ->Yazan sıla 7. **Yorum** ->Yorumu valla bu site çok süper .Bu siteyi kuran herkimse Allah razi olsun tüm ödevlerimi bu siteden mugladan sevgiler.... ->Yazan kara48500.. 6. **Yorum** ->Yorumu çok güzel bir site. kurucularına çok teşekkür ederim başarılarınızın devamını dilerim. ->Yazan Tuncay. 5. **Yorum** ->Yorumu ilk defa böyle bi site buldum gerçekten çok beğendim yapanların eline sağlık. ->Yazan efe . 4. **Yorum** ->Yorumu ya valla çok güzel bisi yapmışınız. Çok yararlı şeyler bunlar çok sagolun ->Yazan rabia.. 3. **Yorum** ->Yorumu Çok ii bilgiler var teşekkür ederim. Çok süper... Ya bu siteyi kurandan Allah razı olsun ..... süperrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr. Çok iyiydi. isime yaradı. Her kimse bu sayfayı kurduğu için teşekkür ederim ->Yazan pınar.. 2. **Yorum** ->Yorumu çok güzel site canım ben hep her konuda bu siteyi kullanıyorum özellikle kullanıcı olmak zorunlu değil ve indirmek gerekmiyor ->Yazan ESRA.. 1. **Yorum** ->Yorumu Burada muhteşem bilgiler var hepsi birbirinden güzel size de tavsiyeederim. ->Yazan Hasan Öğüt. >>>YORUM YAZ<<< Adınız YorumunuzYorumunuzda Silmek istediğiniz kelime veya cümle varsa kelimeyi fare ile seçinve delete tuşuna basın... E MailZorunlu Değil
Yakın tarihimizde yaşamış, hala hayatta olan çok sayıda Türk bilim insanı var. Hepsinin ortak yönü, bu topraklardan yetişip, yaptıkları çalışmalarla bilime yön veren insanlar olmalarıdır. Peki kim olduklarını, ne yaptıklarını biliyor muyuz? Küresel eğitim standartlarına göre, ülkemiz nüfusuna oranla çok az gencimiz bilim insanı oluyor. Gelişmiş ülkelerin, dünyanın neresinde olursa olsun bu beyinleri avladıklarını biliyoruz. Türkiye’de yetişmiş bir genç, belirli bir noktadan sonra yurt dışına çıkmaya mecbur kalabiliyor. Eminiz ki insanlığın gelişimi için ter döken bu insanların çok önemli bir kısmı, ülkemizden ayrılmak istemezdi. Bilimsel gelişmeleri takip etmek için illaki bilime ilgi duymak gerekmiyor. Bu aslında her vatandaşın görevi. Peki biz Türk bilim insanlarının ne üzerine çalıştıklarını, nasıl başarıya ulaştıklarını, insanlığa ne gibi katkılar sunduklarını biliyor muyuz? Onları ne kadar tanırsak, çalışmak için o kadar çok ilham kaynağımız olur. Listemizde yer alan Türk bilim insanlarının bir kısmını duymuş olabilirsiniz, ancak emin olun ki duymadıklarınız da var. Astrofizikçi Feryal Özel Günümüz astronomi dünyasının en ileri gelen bilim insanlarından olan Feryal Özel, başarılarla dolu bir kariyere sahip. Annesi ve babası bir doktor olan Özel, Üsküdar Amerikan Lisesi'ni tamaladıktan sonra Columbia Üniversitesi Uygulamalı Matematik ve Fizik bölümünden ikincilikle mezun Niels Bohr Enstitüsü’nde yüksek lisans, Harvard Üniversitesi’nde de teziyle büyük yankı uyandıran doktora eğitimini tamamladı. NASA’da araştırmacı olarak görev yaptıktan sonra Arizona Üniversitesi’nde astrofizik dersleri veren Özel, 2013 yılında Amerikan Astrofizik Derneği tarafından en başarılı astrofizikçilere verilen Maria Goeppert ödülünün de sahibi. Kendisi Türk Bilim Akademisi’nin de üyeleri arasında bulunuyor. Moleküler Biyolog Aziz Sancar Eğitim konusunda imkansızlıklarla boğuşup, göğsümüzü kabartan başarılara ulaşarak örnek teşkil eden Aziz Sancar, Mardin’in Savur ilçesinde dünyaya geldi. Muhtemelen Nobel Kimya Ödülü’nü alana dek çoğu vatandaşımız adını duymamıştı. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Sancar, moleküler biyolojiye yöneldi. Teksas ve Yale üniversitelerinde tezleriyle gündem yarattı. DNA onarımı, biyolojik saat, kanser tedavisi gibi konular üzerine 288 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Hasar gören DNA’ların hücreler tarafından nasıl yenilendiklerini haritalandıran çalışmasıyla 2015 yılında Nobel Ödülü’ne layık görüldü. Matematikçi Cahit Arf 10 TL’lik banknotlarımızın arkasında resmi bulunan Ordinaryus Prof. Dr. Cahit Arf, matematik alanındaki çalışmalarıyla biliniyor. Bilim dünyasında Arf Sabiti, Arf Halkaları ya da Arf Sarmalları olarak bilinen matematiksel buluşun sahibi. Alman matematikçi Helmut Hesse ile birlikte Hesse-Arf Kuramını geliştirdi. 1997 yılında, 87 yıllık ömrüne çok şey sığdıran Cahit Arf, ağır bir kalp rahatsızlığı sonucunda yaşama gözlerini yumdu. Tarihçi Afet İnan Atatürk’ün manevi kızı olan Afet İnan, genç cumhuriyetin yetiştirdiği en iyi sosyal bilimcilerdendir. Bursa Kız Öğretmen Okulu’nu tamamladıktan sonra henüz 17 yaşındayken öğretmenlik yapmaya başlayan İnan, Atatürk tarafından keşfedildikten sonra dil eğitimi almak için yurt dışına gönderildi. Aldığı eğitimle ülkenin en iyi tarihçilerinden birisi olan Afet İnan, Türkiye’ye döndüğünde Türk Tarih Kurumu'nun kuruluşu ve açılışında büyük rol üstlendi. Aynı zamanda öğretmenlik yapmaya da devam eden ve akademik eğitimini ilerletip 1950 yılında tarih profesörü olan Afet İnan, 1985 yılında aramızdan ayrıldı. Afet Hoca bir yerden tanıdık geldi mi? Dermatolog Hulusi Behçet Uz Çalışmalarıyla “Tıp Bilgini” olarak ünlenen Hulusi Behçet, Atatürk’ün arkadaşlarından olan Ahmet Behçet’in oğluydu. Eğitimini, babasının görev için gittiği Beyrut’ta almaya başladı. Sonrasında Askeri Tıbbiye’den mezun olana dek doktor olmak için çalıştı. Gülhane Askeri Hastanesi’nde eğitimine devam etti. I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda, Edirne, Eskişehir ve Kırklareli’ndeki hastanelerde dermatolog olarak çalıştı. 1933 yılına kadar kendisini Avrupa’da geliştirip, öğrendiklerini Türkiye’de uygulamaya başlayan Uz, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri Hastalıkları ve Frengi kliniğini kurdu. Akademik hayatına devam eden Uz, profesör ünvanını alan ilk Türk akademisyen oldu. Tıp dünyasında Hipokrat’tan bu yana kesin olarak tanımlanamayan bir hastalığın üzerine çalıştı. Bugün o hastalık Behçet hastalığı, Tristymtom Behçet adıyla anılıyor. Sümerolog Tarihçi Muazzez İlmiye Çığ İnsanlık tarihinin en gizemli toplumlarından olan Sümerler hakkında dünyaca bilinen çalışmalara imza atan Muazzez İlmiye Çığ, Sümer, Akad ve Hitit dilleri üzerine bir uzmandı. Aynı toplumların dillerine, kültürlerine ve inançlarına yönelik 13’ten fazla kitabı var. Çığ, özellikle Tarih Sümerle Başlar kitabıyla büyük yankı uyandırdı. Kendisi bugün 104 yaşında olan ölümsüz bir çınar. Sosyolog Şerif Mardin Bilimin sadece sayılardan ibaret olmadığını kanıtlayan Türk bilim insanlarından Şerif Mardin, toplum bilimi alanındaki çalışmalarda Türkiye’ye pek çok kavram kazandırdı. Galatasaray Lisesi’nin ardından Stanford Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede Osmanlı tarihi üzerine yaptığı çalışmalara adından söz ettirdi. 1954 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’ne dönerek, tecrübelerini burada kullanmaya başladı. Kısa süreli siyasi kariyerinin ardından Boğaziçi Üniversitesi İİBF Sosyoloji Bölümü’nü kurdu. 2007 yılında, hemen hemen herkesin duyduğu “mahalle baskısı” terimini ilk kez Şerif Mardin gündeme getirdi. Bugün sosyal bilimlerin Türkiye’de bilimsel olarak geldiği noktada, Mardin’in katkıları yadsınamaz. Fizik Mühendisi ve Mucit Canan Dağdeviren Yeni nesil Türk bilim insanları arasında yer alan Canan Dağdeviren, Harvard Üniversitesi Genç Akademi üyeliği bulunan ilk Türk. Giyilebilir teknoloji, esnek elektronik cihazlar ve yeni nesil devreler üzerine MIT Media Lab’da araştırmacı olarak görev yapan Dağdeviren, cilt kanserini tespit edebilen giyilebilir kalp çipini icat etti. Biyokimyager Naşide Gözde Durmuş Henüz 33 yaşında olan Durmuş, çocukken yaşadığı bir hastalığa karşı savaşmak için Standford Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Bölümü’nde araştırma görevlisi oldu. Hedefinde peşi sıra başarıya ulaşan genç bilim insanı, kanserin erken teşhis üzerine yaptığı çalışmalarla adını duyurdu. MIT Technology Review tarafından “tıpta ve biyolojide çığır açan lider” olarak tanımlandı. Tıp Doktoru Türkan Saylan Türkan Saylan, Türk tıp tarihinin en etkili doktorlarından ve araştırmacılarından birisidir. 1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde, Dermatoloji Bölümü Anabilim Dalı Başkanlığı'nı yaptı. 1976 yılında cüzzam araştırmalarına başladı, 1986'da artık uluslararası bir kimliğe bürünmüş araştırmacı olarak, Hindistan'da Ghandi Ödülü'ne layık görüldü. Kadınların eğitim hayatındaki yerini fazlasıyla önemseyen Saylan, bu konuda sosyal girişimlerde bulundu. 1989 yılında, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ni kurdu, uzun süre boyunca genel başkanlığını yürüttü. Türkan Saylan, 18 Mayıs 2009 yılında aramızdan ayrıldı. Fizikçi Mete Atatüre Cambridge Üniversitesi’nde kuantum fiziği üzerine çalışan Prof. Dr. Mete Atatüre, henüz 43 yaşında olmasına rağmen Stephen Hawking’in yetiştiği okulda bilime katkıda bulunuyor. Işık sesinin gürültüsünü ölçen, bu çalışmasını yaptığı ekibiyle birlikte tarihe geçen Atatüre, evrenin bir başka köşesinde, farklı bir yaşam formunu bulma ihtimalimizin çok yüksek olduğunu düşünüyor. Kimyager Oktay Sinanoğlu 2015 yılında aramızdan ayrılan Oktay Sinanoğlu, sadece kimya alanına ilişkin çalışmalarıyla değil, Türk diline yönelik düşünceleriyle de biliniyor. Babası İtalya’da başkonsolos olan Sinanoğlu, küçük yaşlarda Türkiye’ye dönüş yapıp eğitimine burada devam etti. 1955 yılında Kaliforniya’daki Berkeley Üniversitesi’nden mezun oldu. Sonraki yıl burs kazandığı MIT’de yüksek lisans yaptı. Yale Üniversitesi’nde kimya alanında profesörlük ünvanına kavuşan en genç bilim insanı hala Sinanoğlu’dur. Japonya ve Türkiye’de pek çok bilim kuruluşuna ve üniversiteye de danışmanlık yaptı. Türkçe’nin özgünleşmesi ve arındırılması için pek çok öneri çalışmasında da bulundu.
İngiliz bir bilim adamı olan Robert Hooke, bilimsel devrimde önemli bir rol oynadı. Ünlü Bilim İnsanlarına göre hücrelerin yaşamın temel birimi olarak keşfedilmesi, esneklik yasası ve cazibenin ağırlık prensibi olarak görülmesi Robert Hooke'un biyoloji gibi bilimlere olan katkılarından bazılarıdır. "Micrographia" kitabı, Robert Hooke'un biyolojiye kattığı en önemli başarıdır. Bu kitap, mikroskop kullanılarak Hooke deneylerinin dokümantasyonu, gözlemleri ve çizimlerini içermektedir. Süngerler, böcekler ve kuş tüyleri gibi çeşitli organizmalar gözlemledi. Robert Hooke'un en ünlü gözlem hücreleridir. Aslında, bu bilim adamı, bir dilim mantarın duvarlarına baktıktan sonra “hücre” terimini kullanan ilk insandı. Robert Hooke ayrıca kitaptaki sineğin gözünü, yapısını ve işlevini tanımladı. Robert Hooke'nin bir diğer katkısı, Robert Boyle'nun ünlü gaz yasası deneylerinde kullanılan hava pompasının oluşturulmasıdır. Bu hava pompası olmadan, fizikteki büyük ilerlemeler mümkün olmazdı. Robert Hooke ayrıca bir yıldıza olan mesafeyi nasıl ölçeceğinizle ilgili problemin çözümünden de sorumludur. Her ne kadar katkıları modern bilim dünyasında büyük beğeni toplasa da, Hooke meslektaşı Sir Isaac Newton tarafından düzenli olarak gözden geçirildi.
Bütün yaşam bilimleri için de tıbbın veya tarımın ayrılmaz bir parçası olarak düşünülüyordu. Çünkü insan olgunun doğaya donuk ilgisi her şeyden önce yaşamını sürdürmesi sağlayacak şeyler yönetilmişti yaşam anlamındaki yunanca bios ve bilim anlamındaki logas kelimelerinden üretilen biyoloji terimine ancak 14. yüzyılında bilim dünyasına armağan edildiyse de bu bilim ilgilendiği konular antik çağdan beri in benimsenmiş olduğu bireşimsel düşünce, canlı varlıklarla ilgili genel bir kuram hazırlamaya yönelikti ama kurumda kesin çözümler bazı yanlışlıklarla bir birine kaynamıştı. Aristileos görüşleri öylesine olumlu bir yankı uyandırdı ki orta çağda da büyük bir saygıyla karşılandıama bu aşırı saygı tutum, söz konusu düşünceleri tartışmayacak gerçekleri saydığı için sonuçta biyolojinin gelişmesi engellemiş oldu. İlk çağda dikkati çeken Galenos’un düşüncelerinde, 15. yüzyıl boyunca tartışmadan dünyasında eski yunan uygarlığının yerine Hıristiyanlık aldığından bireyler hiç eleştirmeden resmi makamların öğretilerini benim sayen ve bütün yeni düşüncelere karşı çıkan bir tutum benimsediler. Böylece roma imparatorluğunun çöküşünden Rönesans ’a kadar bilimsel anlayışta hiçbir önemli gelişme büyük bilinçlenme, Rönesansdaki düşünce devrimiyle ortaya çıktıana çizgileriyle anatomiciler dönemi diye tanımlıya bilecek bu dönemde 1542 yılında Galenos’un düşüncelerini altüst eden Belçikalı hekim Andre Vesale büyük ün bedenine bir bakış açısıyla yaklaşan o döneme kadar kilisenin cesetlerin kesilip incelenmesini yasakladığını belirtmek gerekir de humini carporis fafabrica adlı atlası büyük tebriklere yol açtı ve çalışmalarını bırakıp, askeri hekim olarak orduya girmesine neden oldu coyüz yapıtındaki,tizianonun öğrencisi olan arkadaşı calcan tarafından yapılmış çizimlerdeki kesinlik, doğa bilimciler günümüzde hala şaşırtmaktadır. Andre Vesalein ardından eski öğretilerin başarısızlığını gözler önüne serer 1615yılında kan dolaşımını ortaya koydu.aynı alanda çalışan öbür bilim adamları, bu buluşa inanmayarak harvey2e bir deli gözüyle baktılar bu arada bir başka konusundaki alt üst etti 1580 yılında doğru bulunan mikroskop başlangıçta çok ilkel olmasına karşı ilk kullanıcıları olan Malpighi, Vanleuwen, Haçk gibi bilim adamları çok sayıda buluşlar yapmasına karşın özellikle kan dolaşımı konusunda çeşitli kanıtlar ortaya konulmasına olanak verdi. Hücreleri varlığının bulunması dokulardaki düzenleri çıplak gözle görmediğimiz için o zamana kadar bilinmeyen canlılar dünyasının ortaya konması,dönemin aydınlanması arasından coşkudan çok kaygı uyandır masada bilimde yeni bir cağ başlatacak ilk adım atılması araştırmacılar, sayıları hızla artan buluşları düzenlemeye ve sınıflandırmaya 2. yüzyılda yaşayan Bergamalı Galenos, insan vücudunun yapısını daha iyi inceleyebilmek için maymunlar ve domuzlar üzerinde çalışmak zorunda kaldı. Çünkü onun yaşadığı çağda kadavraları, yani ölü insan vücudunu kesip parçalamak yasaktı. Gene de bu gözlemlerden vardığı sonuçlar 1000 yıldan daha uzun bir süre biyoloji bilimlerine egemen sonra çok uzun bir süre biyoloji konusunda hemen hiçbir gelişme olmadı ve eski bilginlerin görüşleri hiç tartışmasız doğru kabul edildi. Ancak 16. yüzyılda Belçikalı anatomi bilgini Andreas Vesalius’un kadavralar üzerindeki çalışmaları biyolojide yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Vesalius, 1543’te yayımlanan ve insan vücudunu çizimlerle anlatan ünlü yapıtında, Galenos’un verdiği bilgilerden çoğunun yanlış olduğunu kanıtlamıştı. Eski bilginlerin bütün görüşlerine körü körüne inanmayıp, doğru bilgiye deneyle ulaşmak gerektiğini ortaya koyan bu çalışma çağının bilim anlayışını da derinden yüzyılın sonlarında mikroskobun bulunması biyolojide gerçek bir dönüm noktası sayılır. İtalya’nın kuzeyindeki üniversitelerde botanik, zooloji, anatomi ve fizyolojinin bağımsız birer bilim dalı olarak okutulmaya başladığı o dönem mikroskop sayesinde çok önemli buluşlara tanık oldu. Bitki ve hayvan dokuları böceklerin yapısı mikroskopla incelendi; bakterilerin varlığı keşfedildi. Canlıların en küçük yapısal ve işlevsel birimini tanımlamak için öneriler hücre terimi biyolojinin odak noktası oldu ve 20. yüzyılda moleküler biyolojinin doğuşuna kadar yaşamın bütün sırları hücre biyolojisiyle bulunmasından yüzlerce yıl sonra bile, bilim adamları bu çok küçük canlıların çürüyen maddelerin içinde kendiliğinden türediğini düşünüyorlardı. 19. yüzyılın ortalarında Louis Pasteur, bakterilerin yalnız çürüyen maddelerde değil her yerde bulunduğunu, üstelik çürümenin sonucu değil nedeni olduğunu kanıtladı. Ayrıca bazı bakterilerin çeşitli hastalıklara yol açtığını açıklaması biyoloji araştırmalarına yeni bir yön verdi. Böylece biyologlar insan, hayvan ve bitkilerin yalnız sağlıklı yapılarını değil, hastalıklı bölümlerini de mikroskopla incelemeye başladılar. Aynı dönemde kimya ve fizik bilimlerinin gelişmesi de canlıların vücudundaki kimyasal ve fiziksel değişikliklerin incelenmesine yardımcı ve bitki fosillerinin incelenmesi bir yandan paleontoloji gibi yeni bir biyoloji dalının doğuşuna, bir yandan da başlangıcı Eski Yunan düşünürlerine kadar uzanan evrim düşüncesinin pekişmesine yol açtı. Bulunan fosiller, hayvan ve bitkilerin milyonlarca yıldır çeşitli değişiklikler geçirerek bugüne kadar ulaştığını ve aralarında önemli yapısal farklar olan birçok hayvanın aynı atadan türediğini gösteriyordu. 19. yüzyılın başlarında Fransız bilgin Jean-Baptiste de Lamarck, bu olguyu açıklamak için, çevre koşullarına uyum sağlamak üzere kazanılan yeni özelliklerin kuşaktan kuşağa aktarıldığını öne sürdü. Lamarck’tan 50 yıl kadar sonra da İngiliz doğa bilgini Charles Darwin, evrimin bir “doğal seçme” sürecinin sonucu olduğunu, ancak doğaya en iyi ayak uydurabilen canlıların soyunu sürdürdüğünü açıklayarak evrim kuramını Mısır, Mezopotamya ve Çinliler birçok bitki türünü ilaç olarak kullandılar. Bu da onların o dönemlerde biyolojiyle uğraştıklarını göstermektedir. Ayrıca mağara insanları çeşitli canlıların resimlerini mağara duvarlarına çizerek dünyadaki ilk biyoloji eserlerini bırakmış oldular. Deneysel biyolojinin ilk öncüleri yine eski Yunanlılardır. Pliny İS 23-79 canlılar üzerine gerçek ve düş’ün karışımından oluşan tuhaf ansiklopediler ve Darwin’in çalışmaları, bilim adamlarının kalıtım ve çevre etkenlerini incelemeye yöneltti. Bir türün bütün ayırt edici özelliklerinin kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını ilk kez 1866’da Avusturyalı keşiş Gregor Mendel bezelyeler üzerinde yaptığı çalışmalarla açıklandı. O zamanlar pek ilgi çekmeyen bu çalışma, kalıtımdan sorumlu olduğu sanılan kromozomların mikroskopla görülmesinden sonra büyük önem kazandı. 20. yüzyılın başlarında, kalıtsal bilgiyi yeni döllere aktaran hücre bileşenlerinin kromozomlar değil genler olduğu kanıtlandı. Daha sonra, hücreye bu kalıtsal bilgiyi nasıl değerlendireceğini ve ne zaman, hangi proteini bireşimleşmesi gerektiğini bildiren DNA’nın deoksiribo nükleik asit yapısı asıl büyük gelişmesini 19. yüzyılda yaptı. Morfoloji, fizyoloji, genetik ve evrim gibi alanlarda yeni araştırmalar düşünce akımları birbirini izledi. Bu çağda Jean Babtiste de Monet Lamarck 1744-1829 ile Charles Darwin 1809-1822 arasında genetik alanında yapılan tartışma biyoloji bilimine büyük katkılar getirdi. Ayrıca biyolojik enzimlerin, vitaminlerin ve hormonların tanımlanmasıyla biyokimyanın ve endokrinolojinin doğması gerçekleşti. 1865’te Mendel’in bezelyeyle yaptığı deneyler Mendel Yasaları’nın doğmasına ve kalıtım gen faktörlerin yapısı kuşaktan kuşağa geçişi ve kimyası hakkında bilgileri bilim alanına kattı. Kimya, matematik, fizik dalında eğitim gören 19. yüzyıl bilim adamlarının araştırmaları özellikle Liebig, Berzelius von bayer ve Pasteur gibiler canlı varlıkların işleyişlerindeki mekanizmaları molekül düzeyine indirerek molekül biyoloji için ilk adımları attılar. 1903’e kadar Mendel’in bulgularından yeteri kadar haberdar olunmaması Cornes, de Vires, Eric von Seysenegh Tschermach’ın 1871-1962 da birbirlerinden habersizce bu alanda çalışma yapmaları sonucunu doğurdu. Daha sonraları Sutton ve Thomas Hunt Morgan’ın 1866-1945 kromozomları keşfi biyolojiye büyük atılımlar yaptırdı. 20. yüzyılda canlının molekülleri insanın bilgi alanına girdi ve moleküler biyoloji denen bir bilim dalının domasına yol açtı. Moleküler biyolojiden yararlanarak özellikle Watson ve Crick’in 1953’te DNA’nın sırlarını çözmesi yüzyılımızın en büyük olaylarından biri oldu. Bu buluşla tüm biyoloji olaylarının temel noktalarını açıklayabilme olanağı doğdu. 1970’lerde genlerin kimyasal yapıları hakkında ayrıntılı bilgiler elde edilmesi giderek bir Gen Mühendisliği alanının doğmasına yol açtı. Günümüzde elektron mikroskoplarının bulunarak geliştirilebilmesi molekül düzeyinde maddenin oluşum ve değişimlerinin duyarlı yöntemlerle saptanabilmesi biyolojiye büyük katkılar sağlamıştır. 1980’lerde başlayan çalışmalarda artık bir canlının genini alıp bir başka canlıya aktarmak olası hale bilimlerindeki gelişmeler tıp, eczacılık, veterinerlik ve tarım alanında yeni olanaklar getirdi. Ve ilerlemesini sağladı. Ancak binlerce canlının yapısı, işlevi, evrimi, gelişmesi ve çevresiyle ilişkilerini inceleyen biyoloji bir tek bilim dalı olarak ele alınamayacağı için biyoloji bilimleri bir çok bölüm ve bilim dallarına ayrılmıştır. Kısaca insanlar doğada var oluşlarından başlayarak yaşamlarını sürdürebilmek için canlılarla ilgilenmişlerdir ve bu da biyolojinin ve alt bilim dallarının geleceğini oluşturmuştur.
biyolojiye katkısı olan türk bilim adamları