🕺 Benim Yaşantım Hiçbir Zaman Toz Pembe Olmadı
İşte kitap bu kaosu eğlenceli bir dille anlatıyor. Kitap size bir önlem yada mucizevi bir yöntem öğretmiyor. Sadece diyorsunuz ki “yalnız değilim, bu süreç bütün anneler için aynı” böylelikle “benim psikolojim neden bozuk anne oldum kıymet mi bilmiyorum, yetersiz miyim “ düşüncelerinden sıyrılıyorsunuz.
sariŞekeyİstanbul 10/02/2010 14:57: zafer bey sİz her konuda yanliŞ anladiĞiniz gİbİ yİne yanliŞ anlamiŞsinzi hİÇ ŞaŞirmadimm=))ben herkesİ bİrbİrİne takmiorum benİm orda yakin arkadaŞlarim var bİz onlarla her zaman ŞakalŞioruz ama sen onlari tanimadiĞin İÇİn ve benİ salondan atmak İÇİn firsat kolladiĞindan dolayi bÖle Şeler sana bahane oluo ayrica bİde o
Huzurla başlayan cümlelerim hep mutlulukla biter. Huzur ve mutluluk aynı cümlenin içinde hep birlikteler. Onlar öyle bir bütün. Bir formül; HUZUR = A / B < 1 ise huzur vardır. Burada: A = Sahip olmak istediklerimiz, emellerimiz. B = Sahip olduklarımız ve imkanlarımız. (Sahip olmak istediklerimiz / emellerimiz sahip
“Benim yaşantım hiçbir zaman toz pembe olmadı..! Onu hep BEN boyadım! Mantık ve yürek fırçamla Gökkuşağına..! Bu yüzdendir sağlam duruşum! Ve sürekli yenilen gücüm..!”
Sen ve ben hiçbir şeye yenilmeyiz. Hiçbir şey bizi kırıp dökemez. Bizi sarsabilecek tek şey; aramızdaki çekimin şiddeti. Ona da ne senin ne de benim itirazımız olamaz. Bizim birlikte olduğumuzda yaydığımız enerjiden bizi çekemeyenler sakınsın. Sen benim için çok değerlisin. Ağladığım zaman yanımdasın.
Bugün hiçbir şey alattığın eski zaman masallar gibi toz pembe değil,gece kirpiklim.Hiçbir hikaye mutlu sonla bitmiyor,nedense?Hayata karşı bir kat daha dirençli olmalıyım.Doğru yaşamak zor iş dersin ya hep;yanlış yapmaktan korkmuyorum.Yüreğim yenilgilerin acısını tatsa da geriye döndüğümde beni yüreklendirecek biri var!
Ben utangaç bir kalbi taşırım geceden. . . Ben sana aşık olduğumu, ölsem söyleyemem. . . Beni tamamladın, beni topladın, beni aşk yaptın, beni aşk ettin. Biz oluverdik. Sen benim görmek için, bakmaya gerek bile duymadığım ezberimsin. . . İkimizin hayali de aynıysa ortak bir yerde buluşmanın zamanı gelmiş demektir.
QrAk0oW. yaz mevsimiydi…bir ıhlamur ağacının altında bayram kahvesi içiyorduk…iki elin parmaklarına yakındı sayımız masada…havada güzel bir akşamın huzuru vardı…söz döndü dolaştı abd seçimlerine geldi…evin genç kızı da katılmıştı sohbete.. üniversiteyi abd de okumaya başlayacaktı birkaç ay sonra….kalabalıklarda her zaman yaptığım gibi bir soru cümlesi attım ortaya “abd seçimleri için tahminin nedir…” diye…genç kız gözlerini kıstı ve kendinden çok emin cümlelerle “ para kazanmanın en iyisini bilen isim, seçimi de kazanmalı…madem bu kadar başarılı !!! mutlaka vardır büyük bir ustalığı…ben trump’ın kazanmasını istiyorum ” dedi… o güzel bayram gecesinde uzatmadım konuyu…mesele zaten benim için abd seçimlerinde iki adaydan birinin daha iyi olduğunu empoze etmek falan değildi…belki iki aday da birbirinden beterdi…ben genç insanların başarı kriterlerini gördükçe şaşırıyordum, ürperiyordum…iki evladımdan onların arkadaşlarından da görüyordum ki biz ne anlatırsak anlatalım , evlerinde ne görürlere görsünler gençlerin başarı kriterleri başkaydı…akılları karışıktı….iyi ya da kötü anlamında söylemiyor/d/um bunu…gençlerin kriterleri çok başkaydı….çoook para kazanmak, gemisini yürüten kaptan olmak dünyanın her yerindeki gençler için cazibe merkeziydi…biz daha farklı kıstasların çocuğuyduk…onlar başka bir çağın çocuklarıydılar… biz mesela fakülte yıllarımızda okula her an yolda kalan anadol arabasıyla gelen, hep aynı takım elbiseyi giymek zorunda kalan hocamızı hiç kazan/ama/dığı para üzerinden tartmamıştık…bilgisine, yazdığı tuğla gibi kitaplara, ülkemiz hakkındaki makalelerine, hocamızın ideolojisine yakın ya da uzak da olsak büyük saygı duyardık…para kazanmakla başarı arasında ve saygınlık arasında bu kadar net bir ilişki kurmadığımız kesindi… aradan aylar geçti…hayatı boyunca en büyük vasfı belki de yalnızca çok para kazanmak olan trump abd başkanı oldu !!!…karşısında emperyal kötücüllüğü onlarca kere gözlenmiş , üzerinden plastiklik ve sentetiklik akan kadın vardı seçimlerde ve trump kazandı…üzerine onlarca yıldır haklı olarak yapışmış bir çok kötü sıfatının yanında özgürlükler ülkesi tanımı da kondurulan abd'de yeni başkan hızlı !!! başlamıştı. bazı özgürlükler fazla geliyordu yeni başkana..nezaket de gereksiz geliyordu…açıyordu telefonu kimine sert çıkıyordu kiminin yüzüne telefon kapatıyordu…sonra bir anda 7 ülke için abd vizelerini iptal ettiğini deklare ediyordu. wasp !!! kumaşından geldiği o kadar belliydi ki…yeni başkan için her şey ticaret ve paraydı. din kültür sanat eğitim yalnızca para kazanmak için anlamlıydı sanki… bütün bunlar yaşanırken , çok yakın zamanda evde yine bir kahvaltı masasındaydık…neredeyse çeyrek asrı ilmek ilmek dokumak için hayatımdan vazgeçtiğim bir genç adam vardı karşımda bu kez…neler neler konuşmamıştık ki onunla yıllar içinde ve her yerde…. insan hakları, özgürlükler, sanat, şiir, dünya, ülkemiz….yüzlerce başlık vardı arkamızda…o kahvaltı masasında “trump 7 ülkeyle vizeleri durdurmuş” dedim üzüntüyle…biraz da alaylı bir ses tonuyla “helal olsun adama…” dedi karşımdaki genç ses…şaka yapıyor sandım..bir daha baktım yüzüne…şaka yapmıyordu…evet ironik bir cevap vermişti ama olan bitenden çok da rahatsız görünmüyordu. o genç adam ki hayatının hiçbir döneminde ırkçı olmamıştı, dindarlarla sorun yaşamamıştı, homofobik değildi. insanlığın daha iyi olması için çaba harcamıştı , hatta hastalık geçirmiş bir arkadaşının herkes yanından yüzü sapsarı olduğu için kaçarken sınıf arkadaşının boynuna elini dolayacak kadar insanlık yüklüydü çocukluğunda da ama şimdi böyle bir konuda esprili de olsa bu tepkiyi verebiliyordu…. dondum kaldım o kahvaltı masasında… lokmalar boğazıma dizildi… hangi birine yanacaktım bilemedim…. ikisi de gençti bu anıları yaşadığım isimler…kadın ve erkekti…kadın uzağımdaydı üç beş yılda bir belki görürdüm…erkek çok yakınımdaydı yılda 5 kere gördüğümde çok az gelirdi…özlerdim…aile eğitimleri, dünyaya bakışları , okudukları okullar farklıydı…ikisi de ekonomik olarak yaşıtlarından çok daha iyi durumdaydılar. genç yaşlarına rağmen dünyanın bir çok şehrini görmüşlerdi… insanlığın kültürel olarak birbirini biçimlendirip dönüştürdüğü coğrafyaların havasını solumuş o renklerin her birini görmüşlerdi….ama verdikleri yüzeysel tepkilerde ve tek boyutlu analizlerde buluşuyorlardı… etrafımdaki genç insanların bu hallerini görünce ürktüm bir kez daha…dünya hiçbir zaman büyük bir sevgi köyü olmadı ve olmayacak bunu biliyorum…böyle hayaller kuran ütopiklerden de değilim…iyilik ve kötülüğün hep bilek güreşi yapacağını da biliyorum…ama şunu da biliyorum ; dünya benim gördüğüm yarım asırlık hiçbir döneminde başarı kriterlerinin bu kadar sığlaştığı çarpıtıldığı günler de yaşamadı. ben dünyanın geleceği için öngörülerde bulunanlar içinde karamsarlardanım. bugün 50 yaşındayım. son 40 yıldır kafa yoruyorum insanın ve insanlığın hallerine…yakınımdakilerden tutun en uzaktaki adını bile bilmediğim insanlara dair yaptığım öngörülere bakınca genellikle ve maalesef hep haklı çıktığımı gördüm. tahminlerimde haklı çıkmalarımı dile getirmek zorunda kaldığımda da en yakınımdakiler bile beni kendine hayran olmakla, özeleştiri yapmamakla , hatta yorucu ve sıkıcı olmakla, etrafıma karamsarlık saçmakla, kibirli olmakla ve kimseleri beğenmemekle suçladı…e yani, bu kadar sığ ve bencil olmanın nesini beğenecektim....??? abdye ve trumpa gelince…mutlaka bir yerde durmak zorunda kalır. kalacak da. oysa bizim sorunumuz , insanlığın sorunu, yaşı 20’lerde olan yeni trumpları nasıl durdurmak zorunda kalacağımız… bu “iyi yetişmiş !!!” genç insanları ne yapacağız. özgürlük ve temel hakları yalnızca kendileri için gören ve etraflarında olup bitenlere göz ucuyla bakan, çok para kazanmayı hayranlıkla karşılayan, kendilerine sunulan imkanları yalnızca kendileri için hak gören ve insanlığın evrensel kazanımlarını bir çırpıda pencereden atmaya hazır duran !!! bu genç insanları ne yapacağız… trumpları yetiştiren dünyayı ne yapacağız… kimi yeğenimiz… kimi arkadaşımızın çocuğu… kimi daha da yakınımız olan bu genç isimlerle , dünya ne yapacak ??? murat örem / 05 şubat 2017 / ankara….
benim yaşantım hiçbir zaman toz pembe olmadı